Sabır ile alakalı hadisler.

'Hadis-i Şerif' forumunda Maya. tarafından 5 Şubat 2014 tarihinde açılan konu

  1. Maya.

    Maya. <font color="DimGray"><font face="Tahoma">Kendine

    Katılım:
    15 Aralık 2012
    Mesaj:
    1,550
    Ödül Puanları:
    38
    Ey iman edenler! Sabredin, sabır, dayanışma ve irtibat halinde sıkı durun. Allah’a karşı gelmekten de sakının ki, felaha eresiniz.

    Biz mutlaka sizi biraz korku ile biraz açlık ile yahut mala,cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla imtihan etmekteyiz. Sabredenlere müjdele!

    Sabredenlere ücretleri sınırsız bir tarzda ödenecektir.

    Her kim dişini sıkarak sabreder ve kusurları affederse, işte onun bu hareketi ancak büyüklere yaraşan örnek davranışlardandır.

    Ey iman edenler! Sabır göstererek ve namazı vesile kılarak Allah’tan yardım dileyin. Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir.

    Sizi mutlaka imtihan edeceğiz, ta ki içinizden mücahede edenleri, sabır ve sebat gösterenleri ortaya çıkaracak ve gösterdiğiniz yararlılıkları imtihan meydanlarında örnek göstereceğiz.

    Haris İbn Asım el-Eş’ari (radıyallahu ahn) demiştir ki : Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Temizlik, imanın yarısıdır. ‘Elhamdülillah’ zikri mizanı doldurur. ‘Sübhanallah’ ve ‘Elhamdülillah’ zikirleri ise yer ile gökler arasını doldurur. Namaz bir nurdur. Sadaka bir burhandır. Sabır ise bir ziyadır. Kur’an, senin ya leyhinde ya da aleyhinde bir delildir. Her yeni gün başlarken kişi pazara çıkıp kendini bir köle gibi satışa arz etmiş demektir; neticede ya Allah’a itaatiyle kendini azaptan kurtarmış ya da şeytana uymak suretiyle kendini helak etmiş olur.”

    Ebu Said Malik İbn Sinan el-Hudri (radıyallahu anhuma) demiştir ki: Ensardan bir kısım kimseler Resuluallah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) bir şeyler istediler, O da verdi. Sonra yine istediler; elindekiler bitinceye kadar yine verdi. Nihayet verebileceği şeyler tükenince onlara şöyle buyurdu: “Hayır ve hasanet olarak yanımda bir şeyler olsaydı, onları kesinlikle sizden saklamam. Kim istemekten çekinir, iffetli davranırsa Allah onu iffetli kılar. Her kim de halktan dilenmez, müstağni davranırsa Allah onu gönlü zengin yapar. Kim sabretme azminde olursa Allah ona sabır ihsan eder. Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve büyük bir lütufta bulunulmamıştır.”

    Süheyl İbn Sinan (radıyallahu ahn) demiştir ki: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu : “Müminin durumu şayan-ı takdirdir; niye olmasın ki; onun her işi hayırdır ve bu da müminden başkasına müyesser değildir. O, neşe ve sevinç ifade eden bir duruma mazhar olunca şükreder, bu onun için hayır olur; herhangi bir sıkıntıya maruz kaldığında da sabreder, bu da yine onun için hayır olur.”

    Enes İbn Malik (radıyallahu ahn) demiştir ki : Nebiler Serveri (sallallahu aleyhi ve sellem) kabrin başında ağlayan bir kadın gördü. Ona “Allah’tan kork ve sabret!” buyurdu. Kadın O’nu tanımadığından dolayı “Gir başımdan, benim başıma gelen senin başına gelmemiştir.” dedi. Oradakiler kadına o şahsın Resulullah olduğunu söylediler. Koşarak efendimizin hanesine geldi; kapıda kimseyi göremeyince doğrudan içeriye girdi ve “Sizi tanıyamamışım” diye özür diledi. Bunun üzerine Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle mukabelede bulundu: “Gerçek sabır, müsibetin ilk şokunu yediğin anda gösterdiğin sabırdır.”

    Abdullah İbn Mes’ud (radıyallahu ahn) demiştir ki: “Resulullah Efendimizin peygamberlerden bir peygamberi anlatması hala gözlerimin önündedir. öyle ki, kavmi o peygamberi dövüp kanlar içinde bıraktığı halde, o bir taraftan yüzündeki kanı siliyor diğer taraftan da “Allahım, kavmimi bağışla, çünkü onlar hakikati bilmiyorlar” diyordu.”

    Ebu Said ve Ebu Hureyre (radıyallahu anhhuma) demişlerdir ki: Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ayağına batan dikenin verdiği acı da dahil olmak üzere müslümanın başına gelen her türlü yorgunluk, hatalık, tasa ,keder ve üzüntüyü, Allah müminin hatalarını mağrifet etmeye vesile kılar.”

    Enes (radıyallahu anh) demiştir ki: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Hiçbiriniz, başına bir müsibet geldi diye ölümü temenni etmesin! Şayet herşeye rağmen ölümü temenni edecek olursa, hiç olmazsa şöyle dua etsin: Allahım, hayat benim için hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat. Vefat benim için daha hayırlı olduğu zaman da ruhumu al.”

    Habab İbn Eret (radıyallahu anh) demiştir ki: Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hırkasını başının altına yastık yapmış, Kabe’nin gölgesinde dinlenirken kendisine şikayette bulunduk ve dedik ki “Bizim için Allah’tan yardım ve inayet dilemez misiniz?” Ancak Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle mukabelede bulundu: “Sizden önceki ümmetler içinde öyle kimseler vardı ki tutulup kazılan bir çukura gömülü, sonra da testere getirip başına konur ve ikiye biçilirdi. Yahut demir tırmıklarla tırmıklanıp eti kemiğinden ayrılırdı. Fakat yine de bütün bunlar onu dininden döndürmezdi. Allah’a yemin olsun ki; O mutlaka bu dini tamama erdirecektir. Hatta gün gelecek, yalnız başına bir atlı, Allah korkusu ve sürüsüne kurt saldırması endişesinden başka bir korku taşımaksızın San’a'dam Hadramevt’e kadar emniyetle gidecektir. Ne varki, siz bu hususta acele ediyorsunuz.”

    Abdullah İbn Mes’ud (radıyallahu anh) demiştir kş: Huneyn ganimetlerinin taksiminde Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bazı kişilere diğerlerinden fazla hisse verdi. Akra İbn Habis’e yüz deve, Uyeyne İbn Hısn’a da bir o kadar verdi. Arapların ileri gelenleri de o günkü taksimde fazla pay vermeyi tercih etti. Bunun üzerine bir şahıs şöyle dedi: “Vallahi bu taksimatta hakkaniyet olmadığı gibi Allah’ın rızası da gözetilmemiştir!” Bu sözü duyunca ben yerimde duramadım ve “Vallahi bunu Resulullah’a haber vereceğim!” dedim. Nitekim dediğim gibi derhal huzurlarına vardım ve meseleyi arz ettim. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) söylediklerimi işitince çehresi değişti, yüzü kıpkırmızı oldu ve buyurdu kş; “Allah ve Resulü de adaletli davranmamışsa başka kim adaletli davranabilir ki? Allah, Musaya rahmetiyle muamele buyursun! Zira o, bundan daha ağır eziyetlere maruz kalmış ama yine de sabretmişti.” ibn Mes’ud der ki : “Bu hadiseden sonra artık hiç kimsenin sözünü Resulullah’a götürmemeye karar verdim”.
     

Bu Sayfayı Paylaş