Kahraman Tazeoğlu Şiirleri..

'Şairlerden Şiir Arşivleri' forumunda RÜZGAR tarafından 15 Nisan 2011 tarihinde açılan konu

  1. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    [​IMG]

    Kahraman Tazeoğlu

    Ay’a ilk ayak basıldığı yılın 10 Ağustos’unda doğdu. İstanbul’un çileli ve kesmekeşli ortamında[​IMG] o şehirde bir ömür harcayacağını bilmeden hep “düşünen” bir çocuk olarak büyüdü.

    Cevizli semtinde[​IMG] bir dere kenarında oynarken[​IMG] mahallenin delisi kovalayınca “korkuyla” tanıştı.

    Ailesi İstanbul’un mutena semtlerinden Fenerbahçe’ye taşınınca daha az korkmaya ve Fenerbahçeli olmaya basladı. 6 yasinda ilk kez bir maça gitti ve en sevdigi Fenerbahçe şapkasını çaldırdı. (Bugün bile o şapka için üzülür). 7 kardeşin 2 numaralı olanıydı ve ilerde bir mahalle takımında 2 numaralı formayı giyerek maçlara çıkacağını bilmiyordu.

    Ablası okula başlayınca çok kıskandı ve saçını çekti. Bir yıl sonra ise okulunun ilk gününde annesi onu sınıfına sokmayı zor başardı... O gün çok ağlamıştı.

    Arkadaşları teneffüslerde çesitli oyunlar oynarken[​IMG] o hep “düşünüyordu”...

    İlkokul bittiğinde bir korku filmi senaryosu yazdığını iddia ederek arkadaşlarına kendini güldürdü. Daha sonra sinema ile sadece “seyirci” olarak ilgilendi. O hep bir sinema tutkunu olarak yaşayacaktı; çünkü siirle daha tanışmamıştı.

    12 Eylül ihtilalinde ortaokula başlayacaktı ve tek başına belediye otobüsüne binmeyi öğrenecekti. Daha sonra yağ[​IMG] tüp[​IMG] şeker ve gaz kuyruklarında beklemeyi ve soğuklarda üşürken ağlamamayı...

    Mahallede her kırılan camdan Tazeoğlu kardeşler sorumlu tutulmaya başlanınca[​IMG] baba Hayati Tazeoğlu ani bir göç harekatıyla tüm aileyi yeniden Cevizli’ye taşıma kararı aldı. Buna en içerleyense küçük Kahraman oldu. Geride bıraktığı mahalle arkadaşlarını bir gün yeniden görebilmek ümidiyle yanıp tutuşurken birden ilk defa yaşayacağı bir duyguyla karşılaştı. Karşı komsunun kızına aşık olmuştu. Mutluluğu[​IMG] acıyı[​IMG] hüznü ve ağlamayı yeniden keşfetti. Bütün bunların toplamının ona şiiri öğreteceğini bilmiyordu. Ablasının yazdığı şiirlerle dalga geçerken hatta “şiir de neymiş; saçmalık” diye iddia ederken gece gündüz şiir yazmaya başladı. Sonunda o terk edildi ama şiir onu terk etmedi. Yine aşık oldu[​IMG] yine terk edildi[​IMG] yine şiirler yazdı.

    Matematiği gereksiz bir ders olarak gördüğü için[​IMG] hocaları da onu gereksiz bir öğrenci olarak gördü. Uzun bir süre ara vereceği eğitimini daha sonra bin pişman olarak devam ettirecekti. Bu arada ailesi “eti senin kemiği benim” diyerek onu bir kuaföre çırak olarak verdi. 10 yıl sürecek bu macera özel radyoların açılmasiyla sona erecekti.

    Bir yaz gecesi arkadaşının evinde balkon sohbeti yaparken arkadaşının annesi uykusundan uyandı ve “oğlum kapatın şu radyoyu da yatın artık” dedi. Halbuki radyo kapalıydı ve konuşan 19 yaşındaki genç Kahraman’dı...

    Çocukluğundan beri özendigi spikerlik hayali daha da derinleserek artmaya baslamisti. Annesi bebekliğinde çok ağladığı zamanlarda onu radyonun yanına yatırır ve susmasını sağlardı. Çok çocuğa bakmakla yükümlü olan bir annenin bulduğu bu çözüm ilerde küçük Kahraman’ı radyocu yapacaktı.

    Derken; günlerden bir gün[​IMG] Türkiye’de ilk özel radyolar açılmaya başladı ve mesleğinde çok önemli bir yere gelmiş olan genç Kahraman[​IMG] bu işe sevdalandı. Artık o radyocu olabilmek için yıllarını verdiği mesleğini bırakabilirdi. Sıkı bir radyo takipçisi olan genç Kahraman[​IMG] “Gecenin Serserisi”ni dinleyerek hatta yayın yaptığı radyoya kadar gidip kendisiyle tanışarak hayatında ilk kez bir radyo stüdyosu gördü. Bununla da kalmayıp Orhan Çetin tarafindan programa konuk edildi[​IMG] şiirler okudu. Gelen olumlu tepkiler kendisini yüreklendirdi ve o gün radyocu olmaya karar verdi. Mesleğini zirvedeyken bırakarak[​IMG] yayın hayatına yeni “merhaba” diyen Kadıköy FM’de yayına başladı. Sonraki rüzgarlar onu baska radyolara sürükledi ve son durağı en sevdiği ve mutlu olduğu Radyo 7 oldu.

    Şimdi Mavi Ada diye bir yerden şiirler seslendirerek gece bunalım oranını yükseltme çalışmalarını sürdürüyor. Kahraman Tazeoğlu’nun “Seni İçimden Terk Ediyorum” “Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi” adli iki şiir kitabı var. Bu kitaplara bir de “Araz” adlı bir romanını ekledi. “Mavi Ada Mektupları” ve “Tutsak Mektuplar” adli iki derlemesini de listeye ekleyerek 5 kitaba ulaştığını söylersek geriye sadece asağıdaki notu düşmek kalır..





     
  2. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Aklım Karakış



    ben seni yaralarından tanıdım
    ecelime son kurşundun deli davalım
    n'olur bulutsuzluğuma darılma
    dudağında bizi gül
    kıyametime adım kala
    beni senden alma
    aklım kara kış
    ellerim seni üşüyor
    bugün günlerden soğuk
    ben aysız gecelerde
    çocukluğuma mektup yazardım
    ah çocukluğum kağıt gemilerim
    düşlerim dudaklanıyor
    sesin kokuma gizli
    yıldızları sönük gecelerde
    dilime yağmursun
    gözlerini uyuyorum her gece
    bu kent içimin bahçesi
    gemilerim çözülüyor yüreğine
    ellerinle okşuyorsun
    bilmiyorsun
    kendi bakışlı kız
    ömrümün kırçıl masalısın
    uçurumlar vaadetme bana
    yaralısın...
     
  3. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Araz

    " Yalnızım çünkü sen varsın
    " geldesen gelirdim
    gittiğin uzakta bendim
    dağ gibi bir ihanetten düştüm
    bu kendime son gelişim

    ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
    kendimi suçüstü yakalıyorum
    ve kentsizliğimin isimsizliğini
    Araz'a uyak düşüyorum
    gözlerime senden düşler sürüyorum
    ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
    bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
    sonra bir durağa yaslanıyorum
    sonra bir kente
    ve sen gidiyorsun
    ben kanıyorum
    diyorlar ki " kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun
    oysa " geldesen gelirdim biliyorsun

    yorgun Haliç'e biraz inat
    biraz ihanet bırakıyorum
    ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
    aklıma düşüyorsun
    düşüyorum
    düşünce
    üşüyorum
    azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
    ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
    yalanlarımla bir hiçlikteyim
    beni içinden kaç!

    bu kentte her yağmur kendini ağlar
    aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
    ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
    nerde, kimi üşüyorsun?
    artık kendini yakan bir ateşim
    kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
    şimdi boş duraklarda yaslanıyorum
    boş kentlere
    oysa " geldesen gelecektim

    gündüşlerime dönüşlerimde
    bakışın içiyor beni gözlerimden
    gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
    uzaklığına uzanıyorum
    sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
    ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
    yıkılıyorum şarkılara
    " kimseler biliyor
    yalnızlık dostumdu
    şimdi korkum oluyor
    oysa " geldesen gelecektim

    artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
    güzartığı saçlarımda oynaşan sensizlik
    gözkarana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
    kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
    göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
    düş satıcısı, ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
    uysal yalnızlıklar satın alıyorum
    gülüşümle ödeyerek
    ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
    yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
    cüzzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
    kirli sözlerimi temize çekme
    oysa " gel" desen gelecektim

    gözlerim ihanete ihbar taşıyor
    kuşkulu bir cinayete fısıldıyor kaşlarına
    sözü namluna sürmelisin şimdi
    en yaralı yanımdan vurmalısın beni
    çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır

    avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
    ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
    susuşuna kan döküyor gözlerim
    sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
    oysa bilmelisin Araz'ım
    kimsenin içi görünmez
    ve hiç bulamadıklarını
    asla yitiremezsin
    bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
    söylenecek bütün sözler

    her sabah akşam oluyorsun
    alnından ellerine damlıyorsun
    yüzündeki yağmurla iniyorsun kent'e
    içine dert oluyorsun kentin
    dışına yağmur
    yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
    duvarların kan öksürüyor
    ve sen
    başkalarının gözlerini
    yüzümde aramamayı öğreniyorsun
    beni bir durağa yaslıyorsun
    beni bir kent'e
    gidiyorsun
    oysa " geldesen gelecektim

    susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
    en susmakta neydi öyle
    sen en dinlerken
    biliyorum Araz'ım
    insan kendini bulmamalı, hep aramalı
    gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
    gece cinnetlerimi de alıp yanıma
    denize bakmayı bilmeyenler
    bir gün mutlaka boğulur
    işte bundandır gözlerinden kaçışlarım

    siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı?
    ben şimdi gurbetim
    içimde taşıyorum
    heba olsa da senlerce yılım
    oysa " geldesen gelecektim

    ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
    ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
    şairler ölüdür derler (inanmıyorum) !
    en karanlık ceketimi giyiyordum
    ışığa kördüm çünkü
    şimdi ise güneşe ilerliyorum
    dirilmek için

    kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
    gecenin kör gözünden utanıyorum
    hadi bana en militan kelimelerle saldır
    batır içime cümlelerini
    beyhude bir dehşet bırak bana
    hakediyorum

    gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
    can kaybından ölüyorum
    cenazemde namaz kılacağım
    zan altındayım
    yalanıma inanıyorum

    yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
    kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
    kinim kendime
    susuşum sana
    küsüşüm tüm dünyaya
    üstü kalsın ihanetimin
    " geldesen gelecektim
    yine bir tren geçiyor içimden
    sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
    saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
    görmüyorum, söylemiyorsun, kırılıyorum
    hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
    sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
    süsle beni ey aşk!
    geçtiğin yerleri öpüyorum

    yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
    dişlerindeki nikotin tadı terkimde
    sirenler ve ateş hatları içip
    sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
    ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
    ve bir asansör kapısı önünde
    aslında yüzüme tükürüyorsun da ihanetimi
    ben habersiz gülümsüyorum
    yasadışıyım
    tutukla beni gözlerimden

    kalemim bitti, yitirdi şiirini şuur
    öldü kanımdaki mürekkep balığı
    solumdaki sis'e intihar etti intiharlar
    bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
    yaşamak için geç bir zaman
    ölmek için ise erken

    çok davullu bir senfoni sürçüyor
    dikiş tutmaz ayrılığımda
    kirpiğinden yapılma bir darağacına
    geceyi asıyorum
    yoksun
    bu yağmurlar ıslatmıyor beni
    bir durağa yaslanıyorum sensiz
    gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
    " geldesen gelecektim oysa

    kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
    şimdi herkes biraz sen, biraz acı
    göğsümde bir vagon
    gizli sözler batıyor
    fırtınalar çıkıyor üstüme

    şakağımda
    intihar acemisi bir şairin
    delilik provaları
    arkandan uluyan kapılardan
    söküyorum kokunu
    yokluğunu kokluyorum
    yokluğunu yokluyorum

    çöz gözlerimi senden hadi!
    ücranda yak bakışımı
    gözlerine bekçi sevdam
    dünden ve senden kalmayım
    içine her düşen
    kendi keşfi sanıyor seni
    oysa sen
    melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
    ve kendini acıtmak istiyorsun
    ama güller kendine batamaz
    bilmiyor musun?
    'gel' mi diyorsun?

    herkes kendi gördüğüne bakar
    peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz?
    kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
    hadi! en kanadığımız yerden susalım
    'gel' desen gelirdim
    'git' dedin ve gittin

    Aşka...
    Rüzgara...
    Ayrılığa...
    Zamana...
     
  4. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Askın Yalan Olduğunu Söylemediler Bana

    Aşkın yalan olduğunu söylemediler bana, bu yüzden yara bereyim gönül evimde...
    Kaşlarımdaki öfkeyi susturacak söz bulamıyorum lugatımda!
    Yakışmıyor artık sana susmalar tadını kaçırdın yıllarca. Aramıza boyumuzdan büyük ayrılıklar koydun oldu mu? Bende kalabalığın tenhalaşıyor yavaştan... Meltem esmiyor nicedir, fırtınalar susmadı henüz. Hayat anlamsız geliyor tutunamıyorum canıma...
    Ben hiç mutluluktan delirmedim ama; delirmekten mutluluğu aşkta öğrendim.
    Neden herkes bakışlarını üstüme yapıştırmış bana bakıyor? Biliyorum, çok çirkinim kimin yüreğinin zilini çalsam açılmaz kapılar ardında kalırım kimsesizliğimden... Oysa ben düşlerin pembesini yüreğimin görünmezliğinde saklarım... Temiz hayallerimden kurşun yemek öldürüyor içime sığmayan umutlarımı: Yine de her gece mektuplar yazarım sana hiç okumayacağın.

    Yüzün flulaştı gözümde, aklım yavaş, yavaş seni unutmaya yelteniyor sevgili!
    O duyumsuz bakışlarından aldığım yitik anlamı göğsümde tutuyorum...
    Geç bastırılmış bir yalnızlık ihtilali için MERHABA! bu yüzden zehirli geceler bırakıyorum ve seni onarıyorum kendimi yaralayarak. Yalnızlığımdan bir sen çıkarıyorum sensizlik büyüyor yanımda...
    Mor bir ölüm giyiniyorum sensizliğimin, sessizliğinde... Seni çıkarıyorum hücrelerimin beyinden kan revan her parçan, ben kanıyorum gözlerimden sen düşerken.

    Seni bende devleştirmeseydim bu kadar sen de bilmeyecektin farkının farkındalığını sevgili!...
    Sen de unutamayacaksın yar beni... Her şarkıda biraz beni hatırlayacak sevgimi bırakıyorum yüreğine usulca haykırarak farkında olmasan da.
    Göm şimdi beni aklının dehlizlerine sana da bu yakışır sevgili!
    Beni saçlarının toroslarında uyut, beyaz gelinliği sen giydir başımın mezarına!
    Sonranın azı, mor dağların eteğinde ölüm kusacak aşkın ciğerlerimden... Bu ölüm beni de korkutuyor ama; gelsem yoksun, gelmesen ölüm oluyorum; nedir bu ters denklem anlamıyorum!
    VE BEN SENİ BİLMESENDE, HALA ÇOK SEVİYORUM..............
     
  5. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Ayrılık Gelmeden Git Sen

    kimsesiz bir gökyüzüne
    lâl bir dilin tüm sesiyle haykırması kadar sağır,
    karanlık sularda,bir âmânın gözlerini araması kadar kör;
    yani anlamsızlığa yeni anlamlar yükler gibi
    yalnızca yalnızlığa anlatıyorum kendimi…
    çıkmaza düşmüş şiirlerin koynunda
    bir uzun yol oluyor kalemden süzülen her harf
    her hece aklımın kabristanlarında yankılanan
    sahipsiz bir ölüm çığlığı,
    masumiyeti sesimde eskiyen…
    ve dudaklarımın ucunda bitmek bilmeyen acılı tiryakilikler
    ve sonrasızlığın deminde keder dökülüyor kağıtlara
    hâsılı aşk; ölü doğmuş bir çocuk şimdi
    yüreğimin sevda çukurlarında…
    hadi yâr kendini al gecelerimden
    al ve git!
    zaten bir uzak düştü benimki;
    ertelenmiş zamanlarda resmedilirken mavinin imkansızlığı,
    şiirler nice sevdaya küs bakış hüküm giymişken,
    ezbersiz acılar eşliğinde gözlerinde tükenmek
    ve ölebilmek kirpiklerinin iz düşümünde
    hani meçhul bir izbede seninle el ele…!
    oysa mutluluğu çoktan rehin bıraktım ben
    bilmem hangi şehrin emanetçisinde
    ve senden habersiz,
    adından acılar türetiyorum şimdilerde…
    dilimin ucuna geliyorsun bir zaman
    yaşamak soruyorsun!
    yaşamak; kör bir sancıdır sol yanımda,
    dönüşsüz bir türkünün kambur sesinde yitip giden…!
    ve dinledikçe kendimi,
    kâbus olup büyür geceler karanlığın uğultulu yollarında…
    ben kaçmak isterken her şeyden
    gözlerin adına kendime sefer üstüne sefer eylerim.
    sana çok benzeyen bir şehir olur geçtiğim her yer
    her yer öylece uzar gider içinde gözlerimin
    ve bizden çok uzakta
    mevsim çömezi bir haziran
    sonbahara uyanır şehr-i İstanbul,
    gözlerinde bir mavi yangın
    ve saçlarından dökülür martılar
    Üsküdar’da pasaklı bir deniz kızının
    sâhi martılar diyordu bir şair:
    “martılar ki sokak çocuklarıdır denizin”
    yani öylesi kimsesiz ve unutulmuş
    yani morarmış kanatlarında münzevi bir hayat taşıyan
    sonrası geç kalmış yaşanmışlıklarda
    bulutsuzluğa prangalı bir çift yağmur damlası,
    yağmasın diye kulelerde saklanan..!
    işte böyle “can” dediğim:
    yetim çocuklar hüznünde
    kâhır yüklü gölgeme
    çokça sahiplik etmişken bedenim,
    yorgunluğun kıyısında
    hüzün olup işlenmişim ömür gergefine…
    çapulcu dillerin nazarında
    sevdaya zûl libaslar giyinen,
    uğursuzluk alâmeti koca bir hiç’miş adım…
    ötesi yok!
    gurbet yokuşu ağlamalar pazarında
    iki damla gözyaşıymış bedelim
    ve soyunup benliğimden
    elem üstüne elem giyinmiş
    sana pervane yüreğim
    gözlerimde gözlerini ateş bilip yanmışım öylece
    hiç ses etmemişim
    meğer ne çok kedermiş
    gözlerinin içinde tutuklu kalmak..!
    lâkin sevmişim işte
    her şeyden ve herkesten öte
    sadece sevmişim seni…
    ama sen kendini sök düşlerimden
    sök ve git şimdi!
    yolların koynunda
    başımı yaslayıp ölümün yamacına
    bunca acıyla yoldaş olmuşken ben
    sen kaç benim kalabalığımdan
    ve bir intiharın şafağında
    sesini sil şiirlerimden
    olmasın dönüşü gittiğin yolun
    kalemi kırılmış gelişlerin hükmünde
    sonsuz bir gidişle
    unutmalara aç yüreğini,
    yüreğini toparla yüreğimden
    cellat bayramı asılışlarda
    nasırlı urganlar kuşanmış şiirlerde seyreyle yüzümü
    ve zamana not düşsün akreple yelkovan
    yüzün kalbimin ortasında
    yalnızlık yazgısı yemin olsun
    ki belki arınıp mezar kalabalıklardan
    ben yine ben olurum…!
    yağmurlu bir gökyüzü akşamı
    hani olur ya!
    düş yorgunu bir martı gelir de hatırlatırsa beni
    “ziyan ömürler kucağında
    kendine has ölümler büyüten
    bir deli çocuktu” dersin…
    hadi git şimdi
    git ki gözlerine “ayrılık” değmesin...
     
  6. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Benden Kaç Olursa Sen Olmaz

    Şimdi beklentisine küsmüş çocuklar gibi,kazınmıyor bakışlarım duvarlardan....

    Tek başıma saklambaç oynuyorum bulunmaz bir hiçlikte...Ebe de ben sobe de...
    Anlatıcalak ne kaldı ki ...sensiz her zaman biriminde geriye alıyorsam kendimi..
    Ne vakit düşünsem gelecek beklentisini...Yapışkan geçmişim döve döve içeri alıyor beni...
    Gece tüm karanlığıyla gelirken üstüme üstüme,kaçıncı sayışta uyuyabilirim...bir rüya olsun sensiz...
    Biliyorum matematik çizelgelerini...kendime denedim..
    anladım ..benden kaç olursa sen olmaz..sonsuza akan bir ırmağın iki yakasıyız seninle...
    sessiz ...derinden..aşınan..
    kıyımı aşındıran sulara soruyorum seni...sen kuşsuz bir dal gibi dururken karşı kıyıda...
    artık beklentisine küsmüş çocuk gibi,gözleri yatırıp dudaklara..
    kendimce sana bir tanım aramaktayım...ilk günaha ve son davete gün içirdin..
    böyle sevdirdin bana ateşi...ve sonra ölüm koyusu bir sonla o sırra üşüşen sendin..
    bense ilk kurşunda vurulan bir asker gibi kalakaldım kanlı meydanlar ortasında...
    artık gelmeyecek trenleri bekliyorum ıssız grisinde peronların...
    sabır tesbihleri yapıyorum mahpushane işi..
    çekiyorum...susuyorum...susacaklarım bitmiyor..
    yüreğime diktiğim bunca umut çiçekleri...çektiğim bunca hasret...sözcükleri yaza-çize ertelenmiş baharlardır yazdığım ..örselenmiş düşlerim saçak altlarında..
    pusuda bekleyenler var...çattım kaşlarımı...dışarı çıkamam...çıkamam dışarı kaşlarım var..
    al işte veriyorum: bunlar örgütsel dökümanları aşkın..
    bedili ödenmiş...yarım kalmış ...ölümcül bir sevda....
     
  7. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Bu sonu önce ben yazdım

    Kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
    ayrılık sevgiyi hissettiğim ilk anda korkum oldu
    seni bulup bulup yitirdim düşlerimde
    sonra yeniden buldum yeniden yitirdim
    bende kalacağın bir yarın kurgulayamadım
    sevgiyi ve korkuyu birlikte yaşadım
    bu yüzden bir daha göremeyecekmişim gibi uzun ve derindi bakışlarım
    her yeni buluşma ilki kadar heyecanlıydı ve sensizlik hep seninleydi...

    bu sonu önce ben yazdım
    kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
    bilseydin ayrılığa yazgılanmış bir sevgiye açar mıydın yüreğini
    takvimden günleri birer ikişer çalmama
    aylara yıllara yerleşmeme izin verir miydin
    görüyor musun farkında olmadan ne çok şey paylaşmışız seninle

    bu sonu önce ben yazdım
    kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
    hayallerin ardından serüvenlere sürüklendik seninle
    hiç görmediğimiz ülkelerde hayatlar kurar evler döşerdik
    kısa vadeler seçerdik hayatlarımızı yenilemeye
    o gün gelmezdi bir türlü
    vade dolmazdı
    birileri çıkar yolumuzu değiştirirdi
    yeni hayaller armağan ederdi bize
    çocuk olur kanardık
    sonuna kadar gidilecek yollar yerine böyle kopuk maceralara tutkunduk
    seviyorduk
    bir yaz gecesi dolunaydı
    bana bakmıştın.
    bende korkularımı yenmiştim
    bizden başka inanacak kimsem kalmamıştı
    yorgunduk kazanmak zorundaydık üstelik
    adımlarımıza güç verecek sağlam zeminlerden yoksunduk
    içimiz bir kararsa bir daha güneşi göremezdik
    birbirimize güvendik, bize aşılmayacak dağ taş kalmadı sandık
    en güzel günlerimizdi o günler

    bu sonu önce ben yazdım
    kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
    sonra her şey değişiverdi
    umutlarımızı yitirdik
    kendi ayak izlerimizden yürüdükçe birbirimize
    dostluğun vermiş olduğu lezzeti üretmekten bıkkın
    kışkırtıcı huysuzluklardan medet umduk
    ayrı dünyaları özledik
    kendi peşimizden koştuk başkaları diye
    şimdi şarkılar söylediğimiz birbirimizin gözlerinde eriyip gittiğimiz puslu gecelerin kokusu burnumda tütüyor
    beni beni böyle bir gecede öldürmeliydin
    bir cennetten bir cennete geçmeliydim
    itirazım olmazdı
    sürgünleri bana vermemeliydin.
    Beni beni böyle bir gecede öldürmeliydin
    ayrılık çığlıkları kanımı dondururken
    gemilerimi yakacak çılgınlıklarımı gemleyip
    kendime ve sana en mutlu bölünmeleri vaat etmiştim
    benden armağan olacak bütün bensizlikleri reddettin
    ve ben hiç bilmediğim dokunuşlarınla yüreğimden izlerini kazıdım
    bu sonu önce ben yazdım
     
  8. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Düşkavuran

    Gittiğine inansam dönmeni beklerdim
    Köhne gemiler geçiyor içimden
    Hangi sokağa dalsam hangi kapıyı açsam
    Ardında sen
    Hep sesine bir kulaç kala boğuluyorum
    Bilmem
    Sen mi erken demir alıyorsun
    Ben mi geç kalıyorum

    Ellerimi bıraktığın yerden
    Çığlar yuvarlanıyor ta şurama
    Her gece fırlatıp denizlere
    Yitirilmiş tebessumleri
    bir cigarayla parmak uçlarımı öldürüyorum
    çürümüş rüyalardan arta kalan mirasınla
    yolcusuzu yollara döndüm
    alnımdaki girdaplar şimdi kan tarlası

    fırtınalar kopuyor demişsin
    yüreğinin en rüzgarsız yerlerinde
    oysa ben
    bin mevsim sana fırtınalandım
    sen bilmedin
    gittiğine inansam dönmeni beklerdim
     
  9. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    En Fazla İçimde Ölürsün

    En fazla içimde ölürsün
    Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
    Kızıl sonbaharım
    Hangi aşk kendi fırtınasına dayanabildi
    Ellerimde çoğul bir gölge kuşu
    Adının arkasına basmadan yürüdüm
    Alnımda birikti çizikler
    Adımdan çıkardım aklımı
    Aklımsız kaldım
    Neylersin
    İnsanız
    Ne yapsak eksiğiz işte
    Ölüme ayarlı saatiz


    En fazla içimde ölürsün
    Sorarım
    Şiir papirüslerinin hangi köşesine karaladın beni?
    Hangi hare’mden yakaladın da çiğnemeden yuttun gözlerimi?
    Kekeme repliklerin ezber bozduran kuşu
    Hangi rüzgârlara sattın da saçlarını
    Devrik cümlelerimin öznesi oldun?

    İçindeki kötü senaryoların kahramanı olmak istemezdim
    Dağıldı bak derlenip toplanmış dağılmalarım


    En fazla içimde ölürsün
    Nasılsa yokluk rehin bırakılıyor kalana
    Kalan gidene denk neyi varsa susuyor.
    Ve susmak inceltiyor her yarayı
    Ve susmak bakmak oluyor
    Gitmediğin her yere

    Kim tutuklanmış yalnızlıktan
    Gizin içine gizlenen kim
    Söyle beni nerene sakladın
    Ki şimdi bu kadar sokaktayım

    En fazla içimde ölürsün
    Karla karışık yağarsın yara Bereme
    Karma karışık kalırsın cinnet şeridinde
    Kaldırımların kaldıramadığı her neyse işte
    Bulamadığın her ne varsa büyük yıkımların izinde
    Sana borcum olsun
    Hiç yazılmayacak bir şiirin içinde



    En fazla içimde ölürsün
    Yanağında yanar avucum
    Avucumda imlası bozuk bir şiir kalır
    Gözlerinin namlusu döner, yakar kirpiklerimi
    Kulağımda bir tepenin rüzgârı uğuldar
    Gırtlağıma kadar aşka batarım
    Yeteri yok. Eksiği fazla.

    Neyin kaldı eksilenlerden arta
    İçeri doğru kapanan bir kapıydın
    Saçlarından geçtim önce
    Ve kendimden öylece
    Neyim yoksa var bildim
    Eğildim
    Eksildim
    Eridim
    Bir seni bitirmedim

    Hangi rüzgarlara sattın da saçlarını
    Uğultusuna tutunamadın

    Ömürden nefes çalarak ne kadar yaşarsa insan
    Öyle yaşadım gözlerini
    Tenimde itiş kakış
    Cebimde depremlerin
    Esrarlı gece ayinleri
    Volkanik şiirler
    Usul usul giymedim mi sözlerini
    Yalnızlığın tiradını kapamadım mı her sefer
    Sensizlik seni anlattı en çok
    Vazgeçmeler vazgeçmekten vazgeçti
    Söyle saçlarında öldüğüm
    Bir geri gidiş kaç günde gelirdi?


    En fazla içimde ölürsün
    Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
    Tenimin yırtıldığı yerden mi girdin içeri
    Açar gibi yaparak açık bir kapıyı
    Beni ikiye böldün
    Hadi içimi kendine aldın da
    Beni nerde bıraktın
    Hangisini seçerdin benim için
    Ve hangisinden vazgeçerdin kendin için

    Ben yarama çoktan sen bastım
    Yaşım kadar gencim
    Adın çabuk diye geçti
    Ardında aç köpekleri bırakarak
    Ezberimden geçtim.
    Hızla biten aşk şarkılarından geçtim
    Senden bir şey eksiltmeden sana çok şey bırakmaktı aşk
    Bildim


    Biz dalkavuk bir aydınlığın yerine
    Onurlu bir karanlığı seçtik
    Ve bir öyküden ağlarcasına geçtik
    Cesurduk çünkü
    Kendimizi kendi düşlerimizden kovacak kadar

    Ömrüne yüz çevirmiş iki masalcıyız
    Gerisi hiçlik
    Gerisi yokluk

    Sensizliğin anlattığı ne vardı senden başka
    Bir hayatın tüm yanılgılarını
    Saçlarında çözdüm
    Şimdi beni hangi yanımdan susacaksın
    Sessizlikte bir dildir
    Çoğul susulur
    Pusulur
    Şimdi beni hangi yanımdan kusacaksın

    Yıkık şehrimin izbesi
    En fazla içimde ölürsün
    En çok
    Gözlerime gömülürsün.
    Gözlerimi kaparım
    Vasiyetimi yazarım
     
  10. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Gece Geçilen Şehirler Işık Seli Gibidir

    acılar büyütülerek unutulur sevdiğim
    yüzünden kopunca bir buzul çığlık
    ellerin buz tutmuş iki yarım şarkı olur
    ve ben yoksulluk kokulu bir gidiş bırakırım sana

    beni adresime sorsun esmer bakışların
    dönsen de bulamazsın nasılsa gitsen de

    kentlerden sakındığım bekçi duruşlarımı ara
    emaresi boldur sokakların
    sol omuz başımdaki kokundan yakalanırım
    sokul ki geceme avuçların ıslanmasın

    saat başlarını beş geçer yelkovanın
    senle zamansızım amansızım
    senle büyük susarım
    kendime yenilirim her kavgada
    sonra koca ağız bir çocuk olurum
    bütün trabzanlardan kayarım
    bütün köprülerden sarkarım
    yüzüm kente sürülür
    içime sesin kaçar
    ben seni ağlarım

    alışmak ölümdür
    sanki hiç ölmedik
    tanrının göğsümüze taktığı bir nişandır ölüm

    teneşirlere yatırılıyor şimdi ellerim
    sana uzanmaktan yargılıyım

    hırçın bir iklimin sır girdabısın
    seni anlamak kendine çelmeler takmaktır
    ve kendini affetmesidir her seferinde
    (bazen beni affedebiliyorum istanbul)

    zehir yüklü bir mektup var
    dalgakıranlarımda parçalı bulutlu durur
    sana kent şiirleri biriktirdiğim bir gecede
    çok eşli bir yağmur başlar
    kentin en dövüşçü çocukları ağlar
    bilirim dışarıda yağmur varsa
    sen içinde ağlıyorsundur
    ağlama ki gülmesinler bize
    bak sen seviyorsun diye var sonbahar
    her mevsim gelişine söz veriyor
    saçlarına fısıldıyor
    saçlarına
    bana bir pencere bile açmadığın saçlarına

    sensizliğe alışmak bir bozgun ağırlamaktır içinde biliyorum
    örtülerine unutma beni çiçekleri takıyorum
    şimdi yaşama hakkım sana
    gel de yağmurumdan iç
    seni seviyorum
     
  11. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Gelirsem Biter Aşk

    Düş'tüm, dedim elinin tersinde.
    Hayır dedi, kesince.
    Düş olsan, fark etmezdim seni !
    Sevgim sana güç veriyor mu, diye sordum.
    Başını çevirdi, yüzünde kalmamış takatle.
    Hayır dedi, inatla !
    Öyle olsa, yıkılmazdım her 'Seni Seviyorum' deyişinde !

    Özledin mi beni, dedim.
    Sustu !
    Nefesini en derinden aldı ve,
    Özlenmez mi, dedi !

    Git dedim !
    Git !
    Sen kalınca genişliyor bu dünya ve kayboluyorum uçsuz bucaksızlığında !
    Hayır, dedi, sertçe!
    Gidersem, kahraman olurum!
    Kalırsam, senin!

    Küserim, dedim, kırılgan çocukluğum sitemimde.
    Hayır, dedi gülerek..
    Küsmek, susmayı göze almaktır.
    Ama sen korkarsın kendi sessizliğinden ve susamazsın!

    Gel, dedim, o zaman!
    sesim fısıltı gürültüsünde.
    Gel..
    Durdu!
    Hayır, dedi,
    GELİRSEM BİTER AŞK !!!
     
  12. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Git

    şimdi gidiyorsun
    git
    oysa senden tek bir damla istemiştim
    sana kocaman bir deniz sunmak için
    şimdi gidiyorsun
    git
    ne zaman başladı bu hikaye
    anımsamak zor
    gençtim
    hazırda fırtınalarım vardı dört nala sevdalarım
    komazdı öyle üç-beş nöbetleri
    geceler içimi acıtmazdı böyle

    bir insan bu kadar eksilebilir mi
    hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adamvardı
    bu şehrin biryerlerinde
    düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona
    gözlerinde gizledi o seni sen bilmedin
    o adam bendim unuttun mu
    bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu
    seni unutamadı

    işin kolayına kaçmadım
    uğruna ölmedim yani
    uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep
    sen bunu da bilmedin
    ben bir bakışına bin anlam yükledim
    sen aşka kestirmeden gittin
    bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma
    şimdi gidiyorsun
    git
    bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden
    bütün ışıklarımı söndürüyorsun

    bu cehennem cinayetlerini işliyorsun
    sonra bunlara intihar süsü veriyorsun
    yazıklar olsun yazıklar olsun
    susuyorsun susuyorum susayacaklarım bitmiyor
    hani sen sevdiğini
    yarı yolda bırakacak kadar yüreksiz değildin
    düşmemeyi öğretecektin nerdesin nerdesin

    uzun lafın kısası yoktur
    anlatacağım çok şey var
    hoyrat bir rüzgar gibi geldin
    aklımı hayatımı dağıttın
    şimdi gidiyorsun
    git

    daha ayrılığa bile çarpmadan
    aşk bize döndü
    bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri
    artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil
    ama sana dokunmak da yasak bana
    göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır
    sen var ya sen
    allah kahretsin

    yani şimdi
    gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı
    yani şimdi başkaları mı sevecek seni
    ben saçlarını okşadığım zaman
    ellerin öksüz kalırdı
    şimdi gidiyorsun git
     
  13. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Hadi Git Yâr

    Hadi git yâr!
    Daha fazla sen yüklenemiyor kalbim.
    Daha derin düşleri kaldıramıyor bedenim. Kalmadı lügatimde içimi yakmayan bir söz. Bendeki resmini sakladığım sandık; bir çift göz?
    Yâr! ekseni değişti artık dünyamın. Ne geceleri uykuya teslim ediyorum düşüncelerimi. Ne de sabahları gündoğumlarıyla yeni bir yelken açabiliyorum kurtuluşuma. Her benle başlayıp senle devam etmek zorunda olan gün, dikenli bir dal oluyor bana.
    Hadi gönlüm
    Defalarca düş uçurumlardan, kan-revan ol. Ve boşalt içini. Damarlarından ansızın geçen ve ?yar?ı anlamlı kılan ezinci katlet. Bitir bu sonsuz şiiri. Son bulsun ağıt tadındaki sevgi söylemleri. Yâr yüreğimdeki ?is?ini başka bir yere sevk et hadi.
    Ah yâr gün gün mısralar döktün içime. Yüreğimi sana dair söylenmiş mısralarımla yıkadın. Ben hep sana uzaktım. Yollarda kaybolsam sen önüme çıkan tuzaktın. Ben, her gece gözyaşlarımla yıkadığım masallarımı saçlarına yolladım. Saçlarından kulaklarına musalla taşı gibi bir soğuklukla inip, beni sana anlatır sandım.
    Yanıldım?
    Hicran yağmurlarından sıyrılıp ötelerde kendimi aradım, bulamadım?
    Hayatımın gençlik satırlarında adı geçen yâr.
    Sırtımı her döndüğümde bir can yitirdim bu bahar?
    İdama giderken hislerim, güneşim yüzünü görmeyi bekledim hep. Kalemi kırık bir aşkı mühürledim yüreğime. ?unuttum? diye haykırırken bile unutmadığımı ispatlıyordum kendime.
    Yoruldum yâr
    Bütün kapılarımı kapatmaya hazırlanıyorum gönlümün. Kimliğimi hediye edip bu şehre, her bir adımımda anıları sürükleyip ardımdan ve rotamı da ekleyip nabzıma gidiyorum? Mutlu günlerin gelmesini bekleyen çehremdeki çizgileri siliyorum. Ceplerimi dolduruyorum yedekteki acılarla. Her sabah yüzümü yıkadığım tavana asıyorum hayallerimi. Ansızın içime düştüğün günden beri ayakları burkuldu ömrümün. Ve ben her gün bir daha ölmek için uyanır oldum uykumdan. Paslandı gözlerim. Sen kendin için kal yâr ben senin için giderim. Bu defa sürgünlere giden yüreğime bedenimi de eklerim. Bağdat olurum yıkılırım kurşunlara. Filistin olurum kalırım duvarlar arasında. Ama yine de İstanbul?u saklarım alınyazımda.
    Nerde olursam olayım unutma yâr; yarın yeni bir gün ve her yeni günde olduğu gibi senli ölüme hazırlanıyor gönlüm
     
  14. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Hemen Gitme

    Unutmuşum aşkta söylenenleri
    Nasılsını bile bir başkaydı
    Hemen gitme
    Böyle tenhalaşmışım ya
    Durup halini hatırını soruyorum gölgemin
    Sanki yüzgöz olmuşum hüzünlerle
    Kalbim diyorum ellerim çıkıp geliyor
    Kovamıyorum da
    Hemen gitme
    Sana bir yaprak kadar solgunum desem, rüzgar çeler aklımı
    Dallanıp budaklanır içimdeki boşluk
    Bahara karın tokluğuna gelen ağaçlar gibi olurum
    Hemen gitme bu kente bir sokak daha gelse
    Söyle kim arar seni
    Kırılır gülümsemelerin bir bir içime düşer ve
    Bir gülü uyandırıp uygarlığından kırmızılığı ne kadar
    Kim götürür seni
    Ahh neydi ki suçum
    Gençliğimi ve terketmelerini kayırmaktan başka
    Alıp başını gidiyorsun benden
    Hemen gitme
    Sana diyorum bir ağlasam, üşüsem derin bir kuyu gibi
    Omuzlarından başlayıp yıkılsam önüne
    Utanır sevinçlerim insan içine çıkamayan toprak gibi olur
    Hemen gitme
    Anla beni ben bu yalnızlıkla geçinemem
    Geçinemem terkedilmiş bir yürekle
    Ama yinede sen sen herşeysin işte
    Hayata açılan pencerem
    Sevinçlerimi büyüten odalarım
    Hemen gitme
    Terkedilmiş evler gibi olurum
    Hemen gitme....
     
  15. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Her Aşk Katilidir Bir Öncekinin

    rüzgarlı bir tepenin yamacındayım şimdi
    kent suskun
    ve istasyonlar ayrılık için var bu şehirde
    imlası buzuk, üşümüş ve kirli bir çocuk olurum seni düşünürken
    ömrüme iliştirdiğim martı leşleri yamalı bir geçmişi oynar
    imtihanlar ve intiharlar üzerine kurulu hayatlardan
    gecenin en serseri yanını alırım günceme
    durup durup şiirler yazmak yoluna
    yeni bir yaşam biçimim oldu son günlerde
    kendimi sende kalabalık buluşum belki de bundan
    her gece yorganımın altında sakladığım
    kırlangıç sürüleriyle geliyorum sana
    sen uykudayken
    babam her gece ölüyor şimdilerde
    annem nihavent bir çığlık oluyor
    bana en çok sensizlik koyuyor
    sonra babilin asma bahçelerine asıyorum kendimi
    uyanmak için

    eski bir aşkını anlatıyorken bana
    konuştuklarından yapılma bir sessizlik oluyor ağzım
    kaç kez kanıyorum bir bilsen
    (ya da hiç bilmesen)
    sesinin ardında yüzün sessiz bir tabanca gibi duruyor
    kendimi kötü kurulmuş bir cümle sanıyorum
    gece yüklü bir kamyon uykularımı solluyor

    yastığının altında yalnızlığın var biliyorum
    oysa ben senden bir bardak su istedim
    akdeniz değil
    son yalnızı benimdir bu kentin
    istanbul arkamdan gelir
    ey hüznü yüzünde gülücük diye taşıyan kız
    hep kendine mi saklarsın çocukluğunu

    ağzıma bir bulut bulaşsa da yokluğundan yapılmış
    kayadan seken kurşun
    en serseri yanımız olur kimi zaman
    ve ben hep kendimi terk ederim senden
    her katilin aşkı
    her aşkın katili
    bir öncekinin faili
    hep ben olurum
    hep ben ölürüm

    içime uzanan koridorların ortasından
    hep gülerdin beni görünce
    bense sana hep geç kalırdım
    sona kalırdım
    sonra kanardım

    yağmurlarla inseydin içime
    içim senden yanaydı
    yüzümdeki işgaller senden karaydı
    seni sevmek en gizli ağlama biçimimdi
    sana yazacaklarım sil sil bitmezdi
    ve ben
    sende hiçbir şeydim
    sen bende herşeyken

    canım
    yastığının altında biriktirdiğin yalnızlıklarım
    kendine varlaşıp bana yoklaşan biri yapar seni
    ve ne kadar kaçsan o kadar yakınsındır aslında kendine
    geciken sevdalar yıkık kentlere benzer bilirsin
    ve sevgisizlik alır bir gün seni benden
    işte bu yüzden
    sen hep sevil
    hep sevil
    sevil
     
  16. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Kabuksuz Yara

    Daha kaç kez ölür insan
    Adına aşk denen bu intiharda

    Nasılsa her cinayete bir katil bulunur
    Sesimin gülen yanına bir ölüm daha sus

    Hiç gelmeyenin gidişine inanmışsın
    Kendinle arandaki köprüleri atmışsın

    Tutunacak bir dil aramışsın dilsizlik değil
    İçine akşam kaçmış sonbaharlar'a uyanmışsın

    Öldürülmüş yanlarına astığın nazalık
    Ağır bir uykusuzluk geçirmekte

    Günü geçmiş günler satmışsın günsüzlüğüne
    Dön gel oruçlarından bir suskunluk borcun kalmış
    Adressiz bir gün daha geçmiş kapından
    Bir kendine harammış iyi yanın

    Hiç bir silah kendini vurmaz
    Bu yaradan sana kabuk çıkmaz

    Ve daha kaç kez ölür insan
    Adına aşk denen bu intiharda.....
     
  17. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Kendini Biriktirme Koleksiyoncusu

    aşkı ayrılıklar yaşatır
    hadi küs kendini ona
    sonra kendi içine kus
    bir şiir kana
    dilinden susul
    intihar kurgulu gözlerinde
    kör bir uçurum var dalgın
    gölgen kendine dargın
    ona çığlığın çok ama
    için kendinden yorgun

    bir yağsan ıslanacaksın
    kanamalı bir düşe
    eski bir cinneti asacaksın
    gece kara çalınca yüzüne
    heybenden intihar çıkaracaksın
    aşkı ayrılıklar yaşatır
    kendini biriktirme
    ayrılacaksın
     
  18. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Kendini Kandırmanın Delilik Provaları

    ''sabrımın apoletleriydi
    göğsümde taşıdığım tüm küfürler''

    sensiz de büyürüm vazgeçilmez değilsin
    göğüs kafesine ağır gelen aynalardan çaldım seni
    suçumun apoletleri öykümün düşüne çakılı halbuki
    kayıp bir adres sessizliği ile
    avuçladım yanağının solunu
    ''ki beni bir tek sen kandırabilirsin''


    sensiz de büyürüm vazgeçilmez değilsin
    yokluğunda kelimeler yıkılmasa düşmezdim
    yokluğunda kemirecek beni varlığın da bilirim
    uyurken kolaydı kaçırmak aklımdan seni
    gündüzler geceye yatırılmıyor oysaki


    sensiz de büyürüm vazgeçilmez değilsin
    kaç beden darsın bu bedene ki
    bu kadar sıkıyor bünyeyi küçüklüğün
    geçilmiyor yine de bu ipek şeridi
    küçüğünün elinde büyümek vazgeçmek değil belki


    sensizde büyürüm vazgeçilmez değilsin
    her şairin bir katili vardır
    ve belki o zaman dallarımdan uçurumlar dökülür
    kendini soyacak kadar saf bir hırsız
    bükülür gövdeme çakarsın sabrının küfürlerini
    ve ben temizlerim apoletlerinin küflerini


    sensiz de büyürüm vazgeçilmez değilsin
    şu mürekkebin kopuk dili ne kadar anlatabilir
    gecemi işgale yeltenen bakamayışlarını
    tıpkı gözlerine bakamayışım gibi


    mevsimlik bir aşk nöbeti değil ki tuttuğum
    sesine susup sessizliğine konuşuyorum
    gözlerine ağrılarımı mumyalıyorum
    sensizde büyürüm derken
    en çok kendimi kandırıyorum
     
  19. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Kent, Tepe, Bir Çocuk, Bir Liman, İki Yemin Ve Koridor

    anılar kentlerde yaşar sevdiğim
    kayalar asıl yüzlerimiz olur kimi zaman
    tüm gökyüzü çiçekler için vardır oysa
    rüzgar utangaç bir kızdır
    sessizden teninde dolaşır
    kokusunu bırakır yasak yolculukların
    kan kesmiştir gözleri çocukların
    uykularında çekmeceleri yağmalanır
    can olur martıya özlem
    kırık kanadını sarar sarmalar da uçar
    tüm durakları kentin geceleri görünmez olur
    kıyılar denizsizdir
    uçurumlar gölgeler için yaşar
    ateşten dili gül iklimi kadınlarının öpüşlere yasaktır
    trenler eski şehirlerden geçer
    acılı ölülerin ve gözlerinin üstünden
    kalbin yalnız mezarlıklara yurttur
    gözbebeği büyücüsü umutlarınla oynar
    sahte eller yaratır öldürücü el sallayışların için
    sözcükleri güç için kullanır utanmadan insan
    dinmeyen sessizlik kanatır
    yarası kabuk tutanlar bilet alabilir güneş ülkesine
    ve ateşte yan tutabilir böyle zamanlar
    inanmayacaksın
    gördüm
    deliler hücrelerde yaşayabiliyor bu ülkede
    düşünenlerse delirebilmeyi deniyor sık sık
    evet hiçbir uçurtma uçmuyor göğünde
    hiçbir limanında sevebilenler yok
    hiç kimse 'geell' diye bağıramıyor penceresini açıp bir gece yarısı
    hiç kimse utanmıyor susarken
    sevemezken
    gülüşünden

    boşvermişlik kapkara bir yılan gibi çökmüş yüreğine şehrin
    inceden zehrini akıtıyor korkaklık için
    'şehirler olmasa anılarımız ölü olurdu' derdin
    haklı olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum sanki
    şehirler, şehirler, iç içe geçmiş şehirler
    gözlerinizle yüreğimizle kurdumuz saklı şehirler
    kıyısı da yok koridorlara vuran
    ve bazı şehirler var
    oraya sadece kuşkular girebilir
    sadece hüzünler
    işte onlardır karanlığın kurduğu gizli kentler ruhumuzda

    ve bir sokak ki çırılçıplak bir göğüs oluyor kimi zaman
    bembeyaz korunaksız
    soyunmadan çıplak kalabilen ender bir varlık o
    içindekileri de dışındakileri de taşıyor bir arada upuzak düşlere
    eski bir sevdayı deliyor gözlerin
    kimse bir boşluk bulamazken sevdama inan hala...

    ölüm yorgun burada
    binlercesi bağır bağır bağırıyor tapınanların
    toprak bağrındaki kanı kemiği biriktiriyor suç için
    esir düşmesin diye tepe
    güneşi ele vermesin diye

    ellerine benzeyen bir hüzünle geliyor burada gece
    sevdalı ufuk karası
    gözlerini öğütlüyor bana
    öylesine vurulmuşum ki sevdana
    görmediğim saçlarına
    gülüşüne
    beni aşka kırdıran bir aşka bedelleniyorum
    mecburum

    bazen çıkabiliyorum parka
    çıplak ayaklarımla çimenleri hissediyorum
    tepe öylesine dinlendirici ki sessizliği
    yıldızlar öylesine inanıyorlar ki hala
    gülümsüyorum
    hala gri görünüyor denizin yüzü
    ve kimse tanımıyor fenerciyi
    işte bazen böyle imkansız olur ölmek
    hiçbir yol almaz seni gitmen için
    hiçbir denize giremezsin çırpıntısızken
    bir boşluk ararsın girebileceğin
    boşluklar delinir
    deliğe girmezsin olmaz yapmazsın
    bir aralık ararsın öteye geçmek için
    ilerlersin görürsün ilerlersin
    tam o aralıktasındır ki
    elin kolun kesilir soluksuz kalırsın
    farkında değilsindir
    o aralığa gelebilmek için pek çoğunu düşürmüşsündür yıllar yılı sakladıklarının
    gitmek için ihtiyaç duyduklarının
    duyacaklarının
    o aralıkta kalırsın
    ileriye asla geçemezsin
    geriye dönüşse zaten yoktur
    dönüp baksan
    kapkara bir göz görürsün gözbebeğinde
    geçmişi oynar beklediklerin istediklerin
    senin için oynar
    artık izleyicilerdensindir sende
    aralık insanlarından

    bazen çıkabiliyorum parka
    işte bunun için
    ama daha çok bakıyorum
    fısıltılar uzuyor oraya vardığımda
    bulutları görüyorum
    saçlarımı hissediyorum
    kıskanç bir sevgili gibi 'ayı' görüyorum nedense
    öyle hissediyorum
    hem benimle olmayı çok istiyor
    hem de kırgın somurtuyor
    çok da gururlu
    keşke gelmeseydim diyorum utanıyorum
    sonra uzanıyorum sessizliğin geçiyor üstümden hala orada
    geçmişimi bırakıyorum kente kent için
    bir yandan da bağrındaki yılanla savaşıyorum kentin
    zamanla uzlaşıyor benle
    nasıl neyle bilemiyorum

    ihanet, ihanet kaçınılmaz bir gerçek gibi beni çekiyor orada
    ikimizde şimdi daha iyi biliyoruz belki
    bir aşka bir ölümün yetmeyeceğini

    kentler dönüşler için vardır sevdiğim
    bir çocuk bir liman iki yemin
    ilk bakışta görülebilenlerdi
    ve her şey bir bakışla başlamıştı yine öyle başladı
    aşk gibi hilesiz kör kuyulara takılmış çığlıklar
    saklananların onurundan bozma gri gülümseyişler
    yarım sevdalar o zamanlarda da vardı
    yurdunu kuşanmıştın sevdana ak bir duvak gibi
    seni ilk kez orada görmüyordum
    bilmiyorum ama ten zayıftı
    kıraç bir toprağı çatlak dudaklarından usulca emziren bir gece yağmuru gibi gülüyordun 'an' larda görebiliyordum ancak seni
    ve tepede çoğu zamanını kaçmakla geçiriyordun
    kilitledikçe çoğalıyordu kapıların
    seni düşünürken yıldızlardan sakınırdım umutlarımı
    teninin dinginliğini papatya gülüşlerinle korkunçlaştırıyordun
    seninle kalabilmek rüzgarı kıskandıran gidişlerinde seninle olabilmek
    sabır istiyordu

    serin bir ırmağın hasretiyle yoğrulmaya başlamıştı işte o günlerde düşlerim
    geceleri kıyıya kadar iniyor
    tepeyi gözlüyordum
    korkuyordum
    ancak bu kadarını yapabiliyordum
    senin gülüşünle çıkmaya cesaretim yoktu oraya
    ne de olsa geceleri istasyonların şehrinden soyunduğu bir yerdeydik
    sinsi bir o kadarda saldırgandı düşlerimizin düşmanları
    sonraları sensizliği gizliden paylaşmayı öğrenecektim tepeyle
    o sanki ben bu şehre ait değilim dercesine haykırıyordu sürekli
    sonsuzmuşçasına kararlı bir gülüşle acısını gizlemeye çalışan
    bir denizin yüzünde hep tepenin soluğunu hissediyordum
    uyumamak için cesarete ihtiyacım yoktu henüz
    sessizliği de paylaşmayı öğreniyordum

    bazen
    en karmaşık sevgilerin kokularını yüreğine sindirebilmiş bir sardunyanın bakışıyla bakardın
    gülümseyerek direnmeye çalışırdın derinliğine

    çoğu sözcüğe bir anahtar gerekmez dile düşmek için
    dipteki o azınlıksa bir dili yaratabilir ancak kilitli kalanlardan
    sevda ve ölüm adına
    ağzımı açsam sanki bir ayna dolusu cehennem içime kaçacaktı

    ve bir aynadaki sen aracılığıyla
    diğer bir aynadaki 'sen' e bakarken
    aynalardan birine yaklaşırken ötekinden uzaklaşıyordun hep
    görebilmek için
    bir küçük bir büyük ayna yaratır böylesi bir cehennemi genelde
    iki suretini uzlaştıramazsın birbiriyle
    bir açıdan kendini görebilmen
    diğer bir açıdan kendini yitirmene bağlıdır
    suretler birbirlerini yiyerek yaşayabilir böylece
    tıpkı çağrışımın çağrışımın imgesi, imgeninse çağrışımın maskesi olması gibi
    işte bunun için hiç ama hiç bakmadık seninle tepenin dışından

    bazen tek bir cesedi paylaşır pek çok kavram
    şimdi öylesi bir kent ki burası
    herkes bir başkası olabildiği sürece var
    ya da bir başkası herkes olabildiği sürece, yılgınlığını suskunluğuna gizleyebildiği ölçüde var
    hiç kimse hiçbir şey yan tutmuyor
    üç kişi bir araya geldiğinde ikisinin mutluluğu üçüncüyü ezişlerinde yatıyor
    üçüncünün kim olduğu ise hiç önemli değil sıklıkla
    hatta bugün ikilide yer alan bir mutlu
    yarın üçüncü mutsuza dönüşebiliyor kolayca
    önemli olan o üçüncü olma anı
    herkes ezebileceği birine ihtiyaç duyuyor
    söz, ezmek için kullanılan bir silah
    arkadaşlar yoldaşlar arasında bile
    tapınmak öylesine bir yaşam biçimi ki burada
    yürürken unutkanlıklarıyla sevişebilen birisi olmaktan korkuyorum
    yürürken bile bu kentte
    ki yürümek bir düşünmedir
    tabi bütün ozanlarının bir masala sürgüne gönderildiği bir yerde
    herkes bir başkası için yapar
    kendisi için yapması gerekenleri
    ağlarken kana karışır sevdamızın yarısı
    farketmez tutunuruz bireysel kısmına büyük zamanımızın
    ya herkes birbirine geç varır
    ya herkes birbirine erken gider
    gülüşlerimizi kalıcılaştırdığımız ölçüde gidebileceğimiz halde
    biz kalırız gülüşlerimiz gider
    bir insanın bir insana verebileceği en değerli şeyi
    'yalnızlığı'
    bana verdiğini şimdi daha iyi anlıyorum
    beni kalmaya mahkum eden bir yola nasıl sevdalandığımı da
    üstelik senin için yazarken bile sevgilim onu düşlüyorum
    korkunç evet
    ona bir koridorda rastlamıştım
    ya da böyle olmasını istediğim bir gecede
    ölümler sonrasıydı korkusuzdum
    artık hiçbir tren makas değiştirmiyordu ben bakabildiğimde
    bir otobüsün yorgun soluklarla buğulanmış camlarından
    arakadakileri gözlüyordum
    ışıltılarını sayıyordum
    güncesini tutarak sayıklamaların
    koridor basit bir çitti
    ayağımı kaldırıp üzerinden geçemeyeceğim basit bir çit
    sessizdim öfkeliydim
    arkada ayaktaydım üstelik dönüyordum
    sanıyorum otobüse son anda yetişmişti
    daha öncede konuşmuştuk onunla
    öyle sanıyorum benim duruşumdan da korkunç bir merhabası vardı
    ne zamandır görmediğim bir şeyi onda görüyordum
    dahası bir gece birisini görebiliyordum gerçekten
    bir şeyler söylüyordu
    gözlerine bakmamaya çalışırken bile onu görüyordum denizin yüzünde
    sanki amansız bir fırtınada
    balkonda unuttuğum sardunyamı ölü çiçeğimi canlandırmak için gelmişti
    üzerimizde incecik bir yağmurluk dahi yokken
    tepede kar yağışını izlerken ki gülüşümüze benziyordu
    hem de hiç benzemiyordu bir yandan
    bu benzemeyiş tedirginliğimin tehditlerini amansızlaştırıyordu
    ortak bir acıyı dindirmek için çabalarken
    sessizliği paylaşmayı yeniden öğretiyordu bana

    o kıpkırmızı gülüş
    geceye ben senin değilim diyen saçlarının karası
    sevdamın kanını usulca siliyordu
    bir kayıp ülkenin kırlarının
    hüzünlü dağlarının yamaçlarına çektiği sürmeyi anımsatan
    sevdasını bağrında gizleyen kaşları

    ve kan tutmuş yabancı bir geçmiş
    yakınlığımızın savaşını bir aşk pahasına verdirtiyordu bana
    zamanla daha iyi öğrenecektim
    ya sana ya da aşka ihanet etmem gerektiğini
    benim yüreğimde öylesine çelişiyordunuz öylesine birbirinizken
    ihanet etmekten başka bir şey yapmam mümkün değildi sevda için
    farklı bir iklimde yaşamaya mahkumdum diğerlerinden
    üstelik aynı çağda
    kayıp sözcükler
    sevdalı öpüşler
    bir demir yolu kesilmişti
    baştan aşağı bölüyordu yüreğini
    herkes için başka geçmişleri olan güç satıcıları mutlumuydu bilmiyorum ama
    bu mahkumiyet benimdi onların değil
    ve yemin ederim sevgilim
    geçmişimi kullanmasına hiçbirinin izin vermedim
    kendimin bile
    oysa şimdi saklanan bir denizde her gün bana gülümsüyor
    ve sadece bu

    yabancılık bir kenttir sevdiğim
    yabancılık bir kenttir
    kendi kendine yasaklanmış bir an kadar yasak
    pencerelere takılıp kalmış bakışlar kadar umursamaz ve cömert olabilir
    yumuşatma gülüşünü
    duvarlarındadır kent
    ayna saklısı bir düş kadar acımasız
    gizle bileyler onurunu gölgeler yıldızlarla
    sarsılmaz bir zaman anlayışı vardı mezarlıkların
    bahçelerine girilmiş tuzak yüreklerde
    her dokunuş için bir başkası olmak gerekir hatırla
    hiç tanımadığın bir öpüş seninkidir aslında
    ne zaman nerde yitirdiğini bulmak zordur ıssız kırılganlıkların
    işte bu da öylesi bir kargaşadan somutlanmış bir izlektir
    pas tutmuş acıları kullanır çark
    her sevdalanış bir izdiham yaratır
    kargaların tarlasında bir korkuluk olursun
    dudağının kırmızısını
    esmer akşam üstleri alır
    kavşaklar acımasızdır
    bir o kadarda şevkatli
    hep seni bekleyen hileli bıkkınlıkla ayaklarını parçalar
    aşka sınır arar
    tek gerçeği kendidir öldürülmüş kentlerin
    işte sorgulanmış baharların ele vermediği kız
    şuna inan şimdi birisi daha öldü herkes biliyor
    yalan söyleseler de sinsice çıkıyorlar kentlerinden
    hepsini bütünleştiren yüreklerinin
    sonsuz karanlığında buluşuyorlar
    onlar dua ediyorlar bizim ölülerimiz için
    sonrası gece oyuncak bir kelebek kırık kanadından yapılmış yaralı bir kuşun
    'insanları olması şart mıdır bir kentin' diye ilk sorduğunda kendimden utanmıştım
    ağlamaklı bir çocuğun düşünde yargılamıştım kendimi
    istasyonlarını varoşlarını gezmiştim kentin
    özür dilemiştim

    şimdi şu kesin ki aşk kadar yabancılık bir kenttir
    oraya uğraması mümkünsüzdür gezginlerin
    dağ yolları dolaşıp geceleri köy evlerinin kapılarını tıklatan ipince bir rüzgar
    yaylaların kokusunu indirecektir gecekondu sokaklara
    belki gölbalıkları ile söyleşecektir derviş
    sığ ayrıcalıktır çoğunluk için
    alkış tutacaktır ağaç karnını yaranlara
    sır bıçaktır karanfilin ağzında
    konuşsa kesilir dili sürgün çocukların
    yangınlar doğuracaktır belki kuşku
    yanlış yangınlar
    ama sevdanın sabaha yakın olduğu bir zamanda uğrayacaktır mutlak kente birisi

    havada uçuşan ince esmer parmakların
    eski ve unutamadığın aşklarınla vurdu kaç kez bana

    bir büyük kent çölünde koşacaktır çocuk tepeye
    bir daha çıkamayacak olsa da
    o bizim nerde olduğumuzu her zaman bilecektir
    her şey bir bakışla başlamıştı
    bir çocuk bir liman iki yemin
    seni seviyorum
     
  20. RÜZGAR

    RÜZGAR <b> Aşık olmak Ölümden zordu.Çünkü,ölümden öte köy

    Katılım:
    29 Mart 2011
    Mesaj:
    45,150
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    İstanbul
    Kolayıma Gelmedin, Zoruma Gittin

    “Yoldaşım! Zamanla unutulur bu kalleş kahır, diner acısı ayrılığın. Gidilecek uzun bir yolumuz var daha; senin için senden vazgeçebilirim. Bir boşlukta karşılaşmıştık ilk kez, bir başıma başka bir boşlukta da yol alabilirim. Haydi, beni bulduğun eski, yalnız sokağa bırak yine. Şimdi gitmek vakti… Biliyorum gitmek, bazen en çok kalmak. Ne olur; bu defa da giderken en çok kal ya da yanında en çok beni götür olur mu?” (A.Altunhan)


    Bir kâğıda sığar mı bir yürek?
    Ya da bir yürek kadar büyük olabilir mi bir kâğıt?
    Daha sana yaralarımı göstermedim.
    Kaldı ki ben,
    Senden önce kendime tehlikeyim.

    Üşüme diye çıkartmıyorum ceketimi.
    Astarında paylaşmıştık ortak bir aydınlığı.
    Gitmeseydin gözlerimin içinden okuyabilirdin adını.

    Biriktirme unutacaklarını!
    Oyuncak tabancalar kadar yalan,
    Hüzündür yakama iğnelediğim yamam.
    Hangi çığlığıma anahtar olabilirdin?
    Beni bir gülle bıçakladığın zaman…

    Gitmişsin işte çekiştirip durma adımı.
    Tülden bekleyişler kımıldanıyor ardın sıra bil!
    Ey gözlerimin arka bahçesi!
    Bu dağa tırmananlar düşer,
    Seyredenler değil.

    Yitik bir aşkta uyuyakalmış,
    Kırıp kırıp büyüttüğün yüreğim.
    Meğer aşkı yazıp yazıp satırlara sıkıştırmışım.
    Öyle durulup durulup.
    Oysa ölmek ve düşmek ne güzeldi,
    Yârin gözleriyle vurulup…

    Bir rüzgâr esse senden, geçmişim üşüyor.
    Sesin kulağımdan düşüyor.
    Ben sadece,
    Gidişine dayanabilecek kadar ayaktayım.
    Daha fazlasını verme!

    Ey yar
    Böyle çok çorak bekledim.
    Kolayıma gelmedin,
    Zoruma gittin...
     

Bu Sayfayı Paylaş