Kabir Azabı ve Münker Nekir Meleklerinin Sorgulamaları

'Ahir, Zaman, Ahiret' forumunda - Łєоиα. tarafından 20 Ocak 2014 tarihinde açılan konu

  1. - Łєоиα.

    - Łєоиα. <img src="http://i.hizliresim.com/x9zyg5.gif" /></

    Katılım:
    27 Temmuz 2011
    Mesaj:
    36,429
    Ödül Puanları:
    0
    Berâ b. Âzib (r.a) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v) ile Ensar'dan bir adamın cenazesine katıldık. Resûlullah (s.a.v), adamın kabrinin başına oturdu, başını öne doğru eğdi ve:

    —Allah'ım! Kabir azabından sana sığırım, diye dua etti ve bunu üç defa tekrarladı. Sonra şöyle anlattı:

    “Mümin kul âhirete irtihal etmezden biraz önce Allah-u Teâlâ, beraberlerinde onun için hazırlanmış kokular ve kefen bulunan, yüzleri güneşin ışığı gibi parlak meleklerini bu kulunun yanına gönderir. Bunlar o kişinin görebileceği bir yere geçerek bekleşirler. Ruhu çıktığı zaman yerde ve gökte ve bu gönderilen meleklerin haricinde gökyüzünde ne kadar melek varsa ona rahmet isteyip affı için Allah'a istiğfarda bulunurlar. Ardından gökyüzünün bütün kapıları açılır. Her kapı bu kişinin ruhunun kendisinden girmesini ister. Ruhu gökyüzüne yükseldiğinde melekler:

    —Rabbimiz! Falanca kulun geldi, derler. Allah-u Teâlâ:

    —Onu geri götürün ve kendisi için hazırladığım ihsanlarımı ona gösterin, zira kullarıma: “Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız.” [1] diye vaadde bulundum. (Böylelikle ruh mezara, cesedine götürülür.)

    Bu sırada ölü, kendisini defnedip ayrılmak üzere olanların ayak seslerini işitir. Derken kendisine hitap edilerek:

    —Ey falanca! Rabbin kimdir? Dinin nedir? Peygamberin kimdir? diye sorular sorulur. Ölü:

    —Rabbim Allah, dinim İslâm ve peygamberim de Hz. Muhammed'dir, diye cevap verir.

    Bundan sonra Münker ve Nekir melekleri amansız bir şekilde bir daha sorguya çekerler. İşte bu ölünün başına gelen sıkıntı ve musibetlerin sonuncusudur.

    Mümin kulun suallere doğru cevaplar vermesinin ardından bir münadi:

    —Doğru söyledin, der. İşte bu, “Allah Teâlâ iman edenleri sağlam ve sabit sözde (kelime-i tevhid üzere) hem dünya hayatında hem de âhirette sapasağlam tutar…” [2] âyetinin mânasıdır.

    Sonra güzel yüzlü, temiz elbiseli, etrafa mis gibi kokular saçan biri gelir ve:

    —Müjdeler olsun! Sana Rabbinin sonsuz rahmeti ve içinde paha biçilmez nimetleriyle cennetler vardır, der. Ölü:

    —Allah seni hayırlarıyla mükâfatlandırsın, sen kimsin? diye sorar; o:

    —Ben senin hayırlı ve salih amellerinim. Yeminle söylüyorum ki, ben seni Allah'a itaate koşan, isyan'a ise yanaşmayan birisi olarak bildim. Bundan ötürü Allah senin mükâfatını versin, der.

    Sonra bir münadi:

    —Bu kişi için cennet yataklarından bir yatak hazırlayın ve oradan cenneti gören bir de kapı açın, diye meleklere seslenir. Hemen bir cennet yatağı getirilir ve kendisi için cennete bakan bir kapı açılır.

    Ölü:

    —Allahım! Bir an önce kıyameti kopar da aileme malıma döneyim, diye dua eder.

    Kâfire gelince: O artık dünyadan ilişkisini kesip âhirete intikal etme noktasına gelince, yanında ateşten elbiseler, katrandan gömlekler bulunan, azabıyla acımasız bir grup melek gelerek onu çepeçevre kuşatırlar. Ruhu çıktığı zaman yerde ve gökte bulunan bütün melekler ona lânet eder. Gökyüzünün bütün kapıları kapanır. Hiçbir kapı o kişinin kendisinden geçmesini istemez. Ruhu semaya vardığı zaman melekler:

    —Rabbimiz! Yeryüzünün de gökyüzünün de kabul etmediği kulunuz geldi, derler. Allah (c.c):

    —Onu geri (mezarına-cesedine) götürün ve hazırlamış olduğum azap çeşitlerini gösterin, buyurur, zira kullarım, “Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız.” [3] diye vaatte bulundum. (Böylelikle ruh mezara, cesedine götürülür.)

    Bu sırada ölü, kendisini defnedip ayrılmak üzere olanların ayak seslerini işitir. Derken kendisine hitap edilerek:

    —Ey falanca! Rabbin kimdir? Dinin nedir? Peygamberin kimdir? diye sorular sorulur. O:

    —Bilmiyorum, der. Melekler:

    —Bilmezsin tabi! diye karşılık verirler. Sonra çirkin yüzlü, kötü kokulu ve kirli elbiseleriyle biri gelir ve:

    —Sana Allah'ın gazabını ve sonsuz olan elim azabı müjdeliyorum, der. Ölü:

    —Allah da seni aynı azapla müjdelesin, sen de kimsin? Diye sorar, o:

    —Ben senin kötü amelinim. Yeminle söylüyorum ki, Allah'a isyana koştun, O'na (c.c) hiç itaate yanaşmadın. Allah senin cezanı azabıyla versin, der. Ölü:

    —Allah senin de cezanı versin, diye karşılık verir. Daha sonra bu kişiye cezası verilmek üzere kör, sağır ve dilsiz biri (azap meleği) verilir. Bunun yanında demirden yapılmış öyle bir tokmak vardır ki, şayet insanlar ve cinler onu kaldırmak için bir araya gelseler buna asla güç yetiremezlerdi. Bu zebanî elindeki tokmakla bir dağa vursa onu un ufak ederdi.

    Bu zebanî o kişiye öyle bir darbe vurur ki toprak haline gelir, fakat ruhu tekrar iade edilir. Bu sefer iki kaşının arasına öyle bir vurur ki bu sesi yeryüzündeki insanlardan ve cinlerden başka bütün mahlûkat işitir.

    Bunun peşinden bir münadi:

    —Bu kişi için ateşten iki yatak getirin ve kabrinin kapılarını cehenneme açın, der ve altına, üstüne ateşten iki levha getirilir, kabrinin kapıları cehenneme açılır. [4]

    Muhammed Bâkır b. Ali [5] (r.a.) der ki: “Ölmek üzere olan herkese amelleri gösterilir. Kul gözlerini yukarı doğru kaldırarak iyi amellerine, gözlerini aşağı indirerek de kötü amellerine bakar.”

    Ebû Hüreyre'nin (r.a) rivayet ettiği bir hadiste Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Mümin kulun eceli geldiği vakit Melekler onun yanına ipek bir bez içerisine konulmuş misk ve reyhan kokularıyla gelirler. Ardından ruhu tereyağından kıl çeker gibi alınır ve “Ey mutmain olmuş nefis (ruh)! Sen rabbinden, rabbin de sen razı ve hoşnut olarak sana bahşedeceği ihsan ve rahatlığa doğru çık.” denilir. Ruhu çıktığı vakit üzerine misk ve reyhanlar serpiştirilir ve ipek örtüye sarılarak İlliyyûn denilen yüce makama gönderilir. Kâfir bir kişinin ölümü yaklaştığında ise Melekler bu adamın yanına, içinde cehennemden getirtilen bir kor parçasının bulunduğu siyah bir bezle gelirler. Ardından elem ve ıstıraplar içerisinde ruhu çıkarılır (Çoğunlukla bu elem ve ıstırapların acısı kişiyi ya kendinden geçirir ya da bayıltır. Bu sefer ruhu acı içinde kıvranmaya devam eder). Sonra ona, “Ey pis ve çirkef nefis (ruh)! Haydi, sen rabbine öfkeli, rabbin de sana kızgın olarak O'nun azabına doğru çık, denilir. Ruhu çıkarıldığı zaman bu kor parçasının üzerine yatırılır öyle ki ondan kaynayan bir suyun fokurdama sesleri gibi sesler çıkmaya başlar. Sonra bu siyah beze sarılarak cehenneme (kabirde cehennem azabı çekmeye) götürülür.” [6]

    Muhammmed b. Ka'b el-Kürazî, “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında: «Rabbim! Beni geri gönder de boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve ameller) yapayım, der.»” [7] âyetini okuduktan sonra şöyle anlatmıştır:

    İşte o zaman Allah kuluna, “Ne istiyorsun, amacın nedir, yoksa çokça mal toplamak, ağaçlar dikmek, nehirler akıtmak için mi dünyaya geri dönmeyi arzuluyorsun?” der. Kul, “Hayır, boşa geçirdiğim günler için tekrar iyi işler yapıp salih ameller işlemek için geri dönmek istiyorum” der. Allah (c.c) şöyle buyurur:

    “Onun söylediği bu söz, boş bir lâftan ibarettir.” [8] Yani ölüm anında herkes, bunları söyler.[9]





    ALINTI

     

Bu Sayfayı Paylaş