»Yazıyorum çünkü içimde susturamadığım bir ses var..

'Üye Günlüğü' forumunda Zeno tarafından 19 Ocak 2012 tarihinde açılan konu

  1. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    [​IMG]

    Herkes gidiyor sırayla.
    Ayrılık en çok bizi seviyor sanırım.
    Öylesine yazmak istedim.
    Amaçsız.
    Neyse.

    Bu şiiri çok severim ama bugün daha çok sevdim.

    “Bütün pencerelerde bekleyen benim,
    Ve
    O çalmayan bütün telefonlarda,
    Aylardır konuşan da.
    Kabul.
    Bir kez yolda karşılaşalım,

    Onunla da avunacağım.
    Adımı sesince duymaktan vazgeçtim,
    Sesini duysam, susacağım.
    Yel esiyor ama değirmen dönmüyor.
    Kuraklık bu,
    Adın ekmeğe dönüşmüyor.”


    Turgut Uyar
     
  2. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    [​IMG]

    Bu kadar umutsuz değilim fakat karikatürlere aşığım.
    Tek sebebi bu.

    Geçen gün sınıftaki bir kız arkadaşım benimle merdivende karşılaştırdığında durdurdu beni ve;
    'Canım sınıfta senin arkandan konuştum şimdi gördüm seni ve yüzüne söylemek istiyorum bir şey' dedi.
    Ben tabi ilk dumur oldum tam ters tepki verecektim ama beklemeyi seçtim.
    Dediği şey;
    ''Sen çok saygılı birisin ya,konuşmaların çok hoşuma gidiyor hele Saliha ile aranda geçen meseleyi ortalığa dökmemen seni gözümde daha da yüceltti gerçekten''
    Bunları söyledi.
    Şaşırdım önce ama sonra çaktım köfteyi.
    Evet ben en yakın arkadaşlarımdan biri olan Saliha ile geçen senenin ikinci döneminden beri konuşmuyordum. Küsmüştük ama asla arkasından konuşmadım.
    Gelip bana sorarlardı neden küstün diye. Öyle gerekti diyebilirdim yalnızca.
    Hoş,barıştık artık. Ve eminim o da benim hakkımda hiç bir şey dememiştir.
    Bir insandan emin olmak çok güzel bir duygu. Hiç şüphe duymadan.
    Siz bunun öneminin farkında mısınız?

    Aslında bugün geçmişten bahsetmeyi düşünüyordum.
    Oynadığım oyunlardan,köktüğüm tasolardan,yediğim meybuzlardan vs.
    Fakat vazgeçtim,neden bilmiyorum,vazgeçerim ben bazen her şeyden.
    Çabuk sıkılırım.
    Bu iyi bir şey değil.
    Evde denemeyiniz.

    Şimdi de canım sıkıldı.
    Gittim.
     
  3. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    [​IMG] [​IMG]

    Çocukluğumdan beri istediğim en önemli şeylerden biri;
    İşaret dili öğrenmek.

    Hatta bu isteğim ağır basınca çocukken ailem ile birlikte,konuşma ve duyma engelli insanlar için yapılan bir gösteriye gitmiştik. Dikkatlice onları izliyordum ben,yanıbaşımda işaret diliyle kendini anlatmaya çalışan bir kadın vardı.
    Ve sonra gösteri başladı,hiç unutmam;
    Yavuz Bingöl'ün Turnalar türküsünü işaret diliyle ve dansla söylemişlerdi. Öyle güzeldi ki.
    O kadar yıl geçti ve benim bu dili öğrenme aşkım yine depreşti.
    Son zamanlarda korku filmlerinden daha çok, hint filmlerine taktım kafayı.
    Ve o filmlerde işlenen insan duyguları,onların eksiklikleri,beni dünyaya döndürdü diyebilirim.
    Çocukken istediklerimi hatırlattı.
    Psikolog olup insanların dertlerine çözüm bulacaktım,olmadı.
    Zihinsel engelli çocukların öğretmeni olacaktım,olmadı.
    İşaret dili öğrenip bu konuda eğitim verecektim,yine olmadı.
    Sonra döndüm kendime,o kadar şey istedim niye olmadılar?
    Çünkü peşinde koşmadım hayallerimin.
    İnsanlara yardım etmeyi bırakıp,kendi yaşamımı düzenlemeye çalıştım.
    Şimdi her şey tamam.
    Ve sırası geldi,geçti bile.
    Kayıt yaptırdım işaret dili kursuna.Hem de eğitim gördükten sonra gönüllü eğitimci olabileceğim.
    Bu aldığım en güzel haber.
    Mutluluğumu paylaşmak istedim.
    Ev arkadaşım pek olumlu bakmıyor çünkü.
    Ona göre okul bittikten sonra para kazanma derdine düşmeliymişim.
    İyi de,benim çok param olsun gibi bir derdim yok ki,
    hayallerimi neden yarım bırakayım,mutlu olacağımı bildiğim halde?
     
  4. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    Birkaç saat önce annemle konuştum.
    Özlem giderdikten sonra, İstanbul'daki haberleri iletti bana.
    Bir ölüm ve bir doğum haberi aldım.
    Ölüm haberi aldığımda içim burkuldu. Çünkü tanıdığım biriydi,
    çocukluğuma ait biriydi.
    Sonra ardından doğum haberi aldım. Yıllardır çocuk özlemiyle tutuşan tanıdıklarımızın bir çocuğu olmuş.
    Az önce aldığım vefat haberini unutup sevindim.
    Bu kadar ani duygu değişikliği normal mi?
    Bünyem fazlasıyla alıştı ölümlere,doğumlara.
    Şaşırmıyorum artık hiçbir şeye.
    Yaşama sevincim elbet var. Fakat fazla sıradanlaştım son günler.
    Değişmem gerek yine.


    Kapımı böyle çalsanız hırsız olsanız dahi kapıyı açarım hacıt.
    [​IMG]

    Günde 3-4 bölüm izleyen ben miyim bir tek?
    Bir de final zamanı bunu yapmak sınavların intiharı gibi.
    Neyse yolculuk zamanı 8 saatlik yol boyunca 5-6 bölüm daha izlerim ben.
     
  5. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    [​IMG]


    Ben geldim.
    Son günlerde fazlaca şikayet alıyorum kendim hakkında.
    Umursamazmışım,takmıyormuşum gamsız bir hayat sürüyormuşum.
    -mış eki de kullanmamak lazım aslında,bizzat duydum zira söylenenleri.
    Tam bu konuda bir şeyler yazasım vardı günlüğümü ararken bi baktım,
    Sahra'nın günlüğünün yeni başlığı yakaladı beni,
    Boşverdiğin kadar huzurlu,takmadığın kadar mutlusun.

    Tesadüf mü bu da?
    Âh neyse.

    Sonra sordum kendime,
    beni bu kadar umursamaz yapan ne? Niye artık önemsemiyorum insanları?
    Biri gelir;
    -Kızım sen çok rahatsın hiç takmıyorsun beni,ben gitsem hiç mutsuz olmaz gibisin.
    Olm ben niye mutsuz olayım sen giderken? Ekmeğimi sen mi veriyorsun bana?

    Biri gelir;
    -Beni o kadar çok tınlamıyorsun ki şimdi gitsem ruhun duymaz o derece.
    İnsanlara artık nasıl yaklaşacağımı bilmiyorum. Fazla değer verip önemsediğimde olan bana oluyor hani şu birinci mesaja cevap gelmeyince ikinci mesajı atanlar var ya,ben üçüncü dördüncü mesaja kadar gidiyordum hacıt. Ama bitti, böyle daha mutlu olduğuma inandıramıyorum kimseyi.

    Biri daha gelir;
    -Ben sana mesaj atmasam senin atacağın yok.
    Artık gerçekten sıkıldım,ne öyle sürekli mesajlaşmak,ya hu sevgilim de değil ha ev arkadaşım yine de sürekli haberleşmek bana göre değil.


    Daha vardı aslında,şikayetlerler kutusu ağzına kadar doluydu.
    Tınlamamak ne güzelmiş hea.
    Kendimi paralıyordum ben,birini haklı çıkarayım, milleti savunayım,hakkımdaki iftiraların doğrularını ona buna söyleyeyim falan ne gerek varmış ya.
    Hiç gerek yokmuş.

    Zaman gerçekten yaralara merhem oluyor.
    İyileştim diyorum,bitti.
    Ve gerçekten şuan çok mutluyum.
    İstedikleri kadar umursamaz desinler,
    Dedim ya;
    Boşverdiğin kadar huzurlu,takmadığın kadar mutlusun.
    -Özellikle insanları.-
     
  6. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0


    [​IMG]

    Ne zaman büyüdüğünüzü anlarsınız?
    Eskiden olduğu gibi, pantolon ve çorap arası olan mesafe büyüdüğü zaman mı?
    Karanlıkta uyurken evde hırsız dolaştığını artık düşünmediğiniz zaman mı?
    Bakkala yollayacak küçükler bulduğunuz zaman mı?
    Kendinize ait bir odanız olduğunda mı?
    Geceleri yere düşen yorganı üstünüze örtecek biri bulunmadığında mı yoksa
    Karşıdan karşıya geçerken tuttuğunuz eli bulamadığınız zaman mı?
    Babanızı ve annenizi kaybettiğiniz zaman mı?
    Veya sadece zamandan mı kaynaklı?

    Örnekler o kadar çok ki,büyümeyi işaret eden belirtiler çok fazla.
    Her geçen yıl biraz daha büyüdüğümüzü biliyoruz.
    Etrafımızdaki insanların azaldığını da.
    Neden bu konuyu seçtim dersek,
    İstanbul'a bu seferki gelişimde,tanıdığım çoğu kişinin artık olmadığını gördüm.
    Pek çok şeyin değiştiğini de.
    Halbuki çok değil, üç ay önce her şey yerli yerinde,eski gibiydi,eskisi gibi.
    Köşedeki yılların eskitemediği bakkalımız artık yok.
    Çok acı oldu bu benim için.
    Etrafında açılan marketlere dayanamadı olsa gerek.
    Ne yalan söyleyeyim,biz bile bırakmıştık son zamanlar bakkalımızdan alışveriş etmeyi,
    Bakkaldakiler ile göz göze gelmemek için başka yoldan eve giderdik.
    Bu eski zamanların hatrına mı yoksa direk aldatmaya mı girer bilmem.

    Sıra ile ölüm haberleri aldım.
    Ardından doğum haberleri.
    Eskiler giderken,yeniler gelmekte yerine.
    Yerleri aynı şekilde dolar mı bunu da bilmem.

    Tek bildiğim, ben çocukluğumu çok özlemişim.
    Her şey eskisi gibi kalsa olmaz mıydı?
    Büyüdükçe insanların iğrenç sıfatlarıyla tanışıyorsun.
    Onların ikinci bir yüzü daha olduğunu keşfediyorsun.
    İnsanlığından iğreniyorsun.
    Ve ne yazık ki ölüme kadar kendinden ve etrafındakilerden kaçamayacağını biliyorsun.
    Ve yaşıyorsun.
    Bir umut, insanlar değişir diyerekten.
    Geçmiş zamanı unutup geleceğini geçmişe uyarlıyorsun farkında olmadan.
    Sonra geçmişinde olanlar hayatından silinince gelecek hayallerin tepetaklak oluyor.
    En sonunda da geleceğin geçmişin oluyor.
    Ve Ömür bitiyor.




     
  7. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    Beni çok kötü etkileyen,vicdanımın sızım sızım sızlamasına neden olan olaylardan biridir,
    çocuklara yapılan taciz ve işkenceler.

    İlk kez dün izledim Atv haberlerde,Hollanda'nın Türk çocuklarına yaptıklarını.
    Saçma sapan nedenlerle çocukları elinden alınan aileler.
    Yok ev rutubetli,yok Türklerin çocuklarını kucaklarında taşımaları yasak vs.
    Ayda bir kere ve sadece bir saatliğine görüyorlar ailelerini ufacık çocuklar.
    Türkçe konuşmaları ve fazla sarılmaları yasak!

    Bununla kalsa iyi, çocukların taciz edildiğini duyduğumda neye uğradığımı şaşırdım.
    Bir Türk çocuğu,lezbiyen çifte verilmiş ve çocuğun beyni öyle bir yıkanmış ki,çocuk büyüdüğünde kız olmak istiyor.
    Bir başka Türk çocuğu, verildiği ailenin 17 yaşlarındaki oğlu tarafından tacize uğruyor.
    Lan taciz bile değil bildiğin tecavüz!
    Kan beynime sıçradı resmen.
    Ve daha nice olaylar.
    Ne yazık ki bitmiyor,hala devam ediyor.
    Ve hükümet hala daha susuyor!

    İnsan hakları deyip bir yerlerini yırtıyor Avrupa.
    Türklere gelince mi iş değişiyor?
    Ben aşırı derece milliyetçi biri değilimdir,hatta insanı asla Türk,Kürt vs diye bir ayrıma tabii tutmam.
    Ama ne yazık ki insanlar daha küçük yaşlardaki çocuklarımızın beynini yıkayıp değiştirmeye çalışıyorlar.
    Onlara işkence yapıyorlar ve geleceklerini karartıyorlar.

    Daha geçen gün Almanya'da bir aile yokoldu.
    Şimdi de bu olay.
    Bu ne ilk ne de son,ufak bir araştırma ile bu olayların çok daha rezillerini,iğrençlerini okuyabilirsiniz.
    Daha doğmamış çocuğa göz diken Hollanda,
    Evlerimizi yakıp bizi cayır cayır ateşe atan Almanya,
    Türklere çeşitli yasaklar koyarak onları 'burgarlaştıran' Bulgaristan,
    Ve Yunanistan,Ermenistan ve hatta vaktinde 'En iyi Türk,ölü Türk' diye slogan atan Kıbrıs!

    Kardeşlikmiş,lan neyse küfretmeyeceğim.
    Elbet hesabı sorulacaktır.

    #ÇocuklarımızaDokunmaHollanda

    İnsan hayatı hususunda gevşeğiz Ekmek keser gibi adam kesilen ülkemden kalkıp #ÇocuklarımızaDokunmaHollanda derken sesimiz gür çıkamıyor!
     
  8. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    Benim burada günlüğüm varmış.
    Sevgilim,sadece seni yazmak istiyorum bugün.
    Bugün Uşak'a geldim,seni karşıladığım/yolcu ettiğim terminaldeydim.
    Kalbim huzurla doldu uzun zamandan sonra.
    Biliyorsun okulum bitti ama tek ders nedeniyle gelmek zorunda kaldım.
    Başkaları yerleşmiş bizim evimize ama kızlar olmadığı ve onları tanıdığım için burada kalmamıza izin verdiler.
    Gamze'de geldi,tanıyorsun anlatmayayım şimdi onu da.
    Koltukların yerlerini değiştirmişler Sevgilim..
    Dizime yatmıştın hani,ben sana tüm bildiğim hikâyeleri anlatmıştım.
    Boyun o kadar uzun ki,üçlü koltuğa sığamamıştın şapşal..
    İki büklüm yatmıştın,sonraki gün de sırt ağrısından sızlanıp durmuştun.
    İki gün boyunca beraber kahvaltı yaptığımız,senin yaptığın o mükemmel salatayı yediğimiz masamız da yok,kaldırmışlar.
    Aklıma geldi balık yediğimiz gün.
    Sırf artistliğine bıçakla yemeye çalışmıştın balıkları,sonra baktın olacak iş değil,ellerimizle saldırmıştık ehe.
    Pazar poşetlerinin hepsini sana taşıttırmıştım,sen beni o zaman acımasız olarak nitelendirsen de ben heyecandan düşünemez hale gelmiştim senin haberin yok..

    Çok özledim seni,biliyorsun biliyorum.

    Kalacak başka yerim olsaydı inan buraya gelmezdim.
    Biliyordum sana olan özlemimin iyice arsızlaşacağını.
    Sahi İstanbul'a bu hafta gelecektin değil mi?

    Yatakların yerlerini de değiştirmişler,iyice pencerelere dayamışlar,ne saçma!
    Zaten çatı katı,kalktıklarında kafaları çarpacaktır sivri olan duvara.
    Tabi ki beni ilgilendirmez haklısın ama bir sene boyunca benim evimdi,garip hissettim dolapları açtığımda başkalarına ait eşyaları görünce.
    Buzdolabı süsümüzü de kaldırmışlar,çöpe atmışlardır belki bilmiyorum.
    Plastik üzüm ve muz yapıştırmışlar,beğenmedim.

    Posterlerimizi çıkarmamışlar ama,çok şaşırdım buna.
    Hani salonun hemen girişinde kocaman uykusuz dergisinin posteri vardı ya,
    işte sevgilim unutmuşsundur diye çektim resmi;
    [​IMG]

    Kapının oradaki süslemelerimiz ve Sami takvimi de duruyor.
    [​IMG]

    Yine,seni çok özledim.

    Zaman senin yanında nasıl geçti hiç anlamadım.
    Supernatural dizisini bitirmiştim ben,ama sen baya geride olduğundan beraber izlemeye karar vermiştik,
    Diziyi açar açmaz ben başlamıştım o bölümde neler olduğunu anlatmaya.
    10 dakika kadar izledikten sonra dizi karanlık yerlerde çekildiğinde bilgisayar ekranından seni görebiliyordum,sen de beni.
    Bir süre orada bakıştıktan sonra ilk 10 dakikasından hiçbir şey anlayamadığımız dizimizi kapatmıştık.
    Güya filmler izleyecektik beraber,o kadar plan yaptık,ama dediğim gibi gerçekten zaman çok hızlı geçti,hiçbir şey anlamadım.

    Çok suskunsun ama sevgilim..
    Her seferinde ben anlatıyorum bir şeyler.
    Geveze biri değilimdir aslında ama sende öyle bir çözüldüm ki,bir daha susmadım.
    Bilgisayarda bir şeyler araştırdığımızda hep sen okuyordun ama,hakkını yemeyeyim.
    Karikatürler bulurduk onu bile sana okuttururdum.
    Kızmıştın bana biraz,sürekli sana okutturuyorum diye.
    Ben sesini iyice hafızama kaydetmek için yapıyordum Sevgilim.
    Sen uyurken yanında oturup Kinyas ve Kayra'yı az okumadım..
    Hoş,sen uyanma diye içimden okumuştum ama o da sayılır.


    Seni çok özledim Dev'im ehe.
    Daha çok şey yazmak geçiyor içimden,ama buradan okuyamayacaksın nasılsa,en iyisi tekrar yanıma geldiğinde okutmak veya hiç okuma daha iyi.
    Evet evet.

    Klip tadında bir haftasonu geçirdik resmen, sürekli şarkılar açardın bilgisayardan,evimizde bir bizim sesimiz bir şarkıların sesi..

    Evden çıkmadan önce bu şarkıyı dinledik ve yine otobüs yolculuğumuz başladı.


    Şimdi beraber oturduğumuz aynı koltukta yine bu şarkıyı dinliyorum ama dizimde yatan sen yoksun.

    Gitmeden evvel Amelie filmindeki gibi öpmüştün beni,önce yanağımdan,sonra boynumdan en son da gözümden.
    Düşündükçe daha da güzelleşiyorsun aklımda.
    Seni seviyorum nan.

    Cennet kokulu gıdından öperim Adam!




     
  9. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    Nasıl duygulandım birden şu en son yazdığımı okuyunca.
    Önümüzdeki yaz onunla aynı şehirde olacağım.
    Kaç ay geçti gitti.
    Ne desem bilmiyorum,yazıp yazıp siliyorum devamlı.
    Anlatamıyorum,anlatılamayan bir duygu sanki.
    Normalde her şeye bir cevap bulunurken kalıyorum öylece onun o şapşal suratını düşününce.
    Ehe.
    Özledim nan.
    Ona sarılmayı çok özledim.


     
  10. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    *Ben geldim.
    Yazmak için onca yer varken niye burayı seçtim bilmiyorum.

    *Her geçen gün hem ona yaklaşıp hem de uzaklaştığınızı hissettiniz mi?
    Her geçen gün bir adım daha yaklaşıyorum ama bir yandan da unutulduğumu biliyorum. Ve buna izin veriyorum. Çünkü ben büyük bir karar verdim aslında.
    Şuan gerçekten çok mutluyum,enerjim tavan ehe.
    Ve onun yaşadığı şehre gideceğim ama onun için gitmeyeceğim.
    Evet belki dayanamayıp onu görmek için o okulu karış karış gezeceğim veya onunla filmlerdeki gibi bir 'birbirine çarparak tanışma' planları kuracağım kafamda.
    Belki de ciddi bir emek harcayacağım bu plan için.
    Ama bunlar hep ihtimal. Çünkü ben her geçen gün büyüyorum daha farklı pencerelerden bakmayı öğreniyorum. O yüzden tee Eylül ayında nasıl bir ruh halinde olacağımı tahmin edemiyorum. Bu sebepten ötürü de varsayımlar üzerine konuşuyorum.
    Aslında yazacak çok şeyim var-dı ama kafada bir sürü cümle varken bunları yazıya dökmek bu sıralar pek kolay olmuyor.
    Her neyse başka bir konuya atlayayım,
    geçen gün Amour filmini izledim. Ne zamandır izleyecektim ama Haneke filmlerini izlerken tamamen sakin bir anımda olmalıydım ve geçen gün tam da öyle bir hâldeydim. Öncelikle herkesin izleyebileceği bir film değil,sıkıcı bulanlar olacaktır kesin,sırf fon müzikleri yok diye.
    Ama filmi kendi açımdan değerlendirirsem, şuana kadar sevdiğim her adamla gelecek planları kurdum kendi kafamda,kendi kendine gelin damat olma meselesi değil bu. Daha çok, en kötü hâlini düşündüm sevdiğim adamın,belki yardıma muhtaç biri olarak belki huysuz bir yaşlı adam olarak. Her ne durumda hayal edersem edeyim, 'Ben ona bakarım,onun her haline razıyım' cümlesini kuruyorsam o kişiye gerçekten aşık olmuşumdur. Size de ufak bir tavsiyem var,eğer okursanız falan. Eğer biriyle evlenmek istiyorsanız onun en kötü halini düşünün,amour filmindeki gibi mesela.Vereceğiniz karara göre evlenmeye adım atın ya da yol yakınken geri çekilin. Hatta filmi izleyin.
    İnsan yükü ağırdır gerçekten bunu yaşamayan bilemez. Millet anasına babasına dayanamıyorken,bir başka adam/kadının lafta değil,gerçekte kötü anında yanında olmak ciddi anlamda emek ister,fedakarlık ve sorumluluk ister.
    Konuya nerden nereye geldim pek bağlayamadım gibi ama boşverin.
    Zaten kendi kendime konuşmaya geldim buraya,kimseye bir şey ispat etmek durumunda değilim.
    Ha bir de,
    ''Her ne kadar adil olmasa da,kızgın da olsan,pişman da olsan,utanıyor da olsan,olumsuzluklar seni alt etmek istese de,birlikte olduğun kişi seni terk edip gitse de,hayatına devam etmelisin. Bir şeyi kaybettiğin zaman elbette kendini kötü hissedeceksin,canın yanacak. İşini kaybettiğinde ya da birlikteliğin sona erdiğinde üzüleceksin,dünyan kararacak ve kendini umutsuz hissettiğin anlar olacak.
    Ama bir noktadan sonra hayatına devam etmeye karar vermelisin. Kendine acımayı bırakmalısın.
    Dünün üzüntülerinin yarının umutlarını yok etmesine izin verme. Birkaç hayal kırıklığının geleceğini mahvetmesine izin verme.

    Hayatın nokta koyduğu yere soru işareti koymayın.''

    Çok sevdiğim bir kitaptan en beğendiğim bölümlerden biri bu sadece.
    Aklıma gelirse arada yine kitaptan bir şeyler paylaşırım.
    Demem o ki,ben sahiden çok emek vermişim bir şeyler için,sürsün diye,ama körmüşüm aynı zamanda. Karşımdaki beni üzmeden gitme yollarını arıyormuş,ben zorlaya zorlaya devam ettirme peşindeymişim.
    Her şeye mantıkla bakınca nasıl da berraklaşıyor sular.
    Hayatın nokta koyduğu yere soru işaretini o kadar çok koydum ki,hani bi dursam,bir düşünsem,biri beni sarssa,belki hiçbir şey böyle olmayacaktı.
    Yine de iyi ki diyorum, her zaman da onu öyle anacağım.

    Ne yazı stilini değiştiresim ne de başka bir hoş görüntü yaratasım var bu mesajımda.Tamamen içimi olduğu gibi döktüm,güzel oluyor arada bir.
     
  11. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    Bugün O'nun doğum günü.
    İlk takıntım,ilk sevdiğim.
    Aslında bugün onun doğum günü olduğunu bile aklımdan çıkarmışım.
    Öğlene doğru yeni dövmem için tarih düşünürken -evet baya ayrıntılı bakıyorum dövme yaptırma tarihim bile özel bir tarihlerde gerçekleşiyor- işte ne diyordum heh, tarih düşünürkene,
    -Ene bugün 11 şubat!

    Ve işin komiği,adını söyleyemedim o an,aklıma gelmedi bir anlık olsa dahi.
    Çok garip hissettim,anlatılmayacak bir şey olduğunu düşünsem de anlatmayı seçtim.
    Çünkü tam tamına 4 yıl sonra takıntımdan kurtuldum.
    Ben buna aşk gözüyle bakmadım,elbette bir süre aşktı ama sonra mala bağladım deyim yerindeyse.
    Tam bir takıntıya dönüştü,yaşamak için bir şeylere tutunmam gerekiyordu,ben onu seçtim.
    Sanki o gidince ben ortadan kaybolacakmışım gibi!
    Peh!
    Fazla mı safça yoksa aptallık mı tam kestiremedim.
    Bunları yazdığım için bir süre sonra meşhur cümlem olan;
    'Ne gerek vardı?'
    sözünü diyeceğim onu da biliyorum.
    Ama yok ya silmeyeceğim.
    Her doğum gününde süslü cümleler kurardım,uzun uzun yazardım özlemimi.
    Ama bitmiş,tamamen.
    Güzel bir his bu.
    Her şeye rağmen iyi ki doğdun ben iyi ki seni tanıdım.
     
  12. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    Bu şiiri de unutmadım hiç ne yalan söyleyeyim.


    Kadın


    ‘soğuk camdan kaldırım’ adını sen mi koydun ?
    ben beğenmedim bu ismi; karamsarlığı sen mi buldun?
    uzun tutamıyorum nefesimi, sen mi boğazıma kadar ilikledin beni?
    ateşine tutuşturduktan sonra mı deniz oldun?
    yoksa üşümem saçlarından mı kaynaklı?
    rüzgar gibi sen mi tükürdün suratıma ve ağlayınca tokat vurdun?
    beni yudumlarken hayal ettiklerin neydi?
    ah zalim kadın!
    iskemle misin ayağımı bastığım?
    ip misin boynuma astığım?
    al mısın, üzüm karası mı?
    yoksa pembesi misin çamura bastığım?
    utanır mısın, düşer misin, küfür mü edersin babam gibi?
    öldürsen bile gazete örtmez misin hiç değilse?...
    bu gece susmaz mısın?
    huzuruna bırakmaz mısın karanlığın?

    harcasan ya bir an evvel beni!
    tutup boğazımı sıkıp kurutsan iliklerimi!
    hiç başını kaldırıp bakmaz mısın?
    tek nefes dahi sigaram olmaz mısın peki?
    bir kaldırıma taş olup durmaz mısın?
    zavallı kadın, ne kadar zavallısın!
    susma, karşılık ver tükür suratıma
    ışık tut yüzüme, siyah olsun
    hadi işe yaramaz kadın, hissettir varlığını
    in misin cin mi? Yoksa şeytan mısın?
    ah aşağılık kadın, ah güzel kadın!

    yanımda mısın?...



    Halil Babür
     
  13. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    Korku kötü bir his.
    Hem de çok kötü.
    Uzun zamandan sonra ilk kez bu kadar korku dolu kalbim.
    Çaresizim nerdeyse,keşke dün akşam hiç yaşanmasaydı diyorum.
    Keşke şu çenemi tutabilseydim,keşke işte.

    Off. Neyse ben yine sıyrılacağım bu olaydan da,sıyrılmak zorundayım.

    Müzik?
    -Elbette.



    Çok tatlı bir şarkı,klip hepsi işte çok güzel.
     
  14. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    Yine kurtuldum mu belalardan?
    -Evet.
    Yine de her seferinde başa dönüyorum.
    Yok hayır sorun o akşam söylediklerim değil.
    O sorunu çoktan hallettim.
    Hem de hiç bu kadar kolay olacağını düşünmediğim şekilde çözüldü.
    Sorun,
    geçmiş.
    Yaklaşık bir yıldır kurduğum hayali değiştirmek zorunda kalmak.
    -Ulan diyorum,ulan ne yapacağım başka nereye gideceğim?
    Sanki başka bir şehir yokmuş gibi.
    O şehre hiç gitmesem bile oraya aitmişim gibi hissediyorum.
    Ve bir yıldır o şehrin sokaklarını adım adım ezberlemiş gibiyim.
    Öyleydi işte hayalimde.
    Şimdi bu hayali benden aldılar.
    -KALDIM ÖYLECE.
    Yapabileceğim pek bir şey yok.
    Ya yine o yolu seçeceğim
    -ilerisinde belki en çok üzülen taraf ben olacağım.
    Ya da başka bir şehre merhaba diyeceğim.
    -Yok,hayır sanırım yapamayacağım.
    Ne kadar çok şey yaşamış olsam da o şehre gitmek istiyorum ben.

    Yanlış olduğunu hissediyorum,ki kime anlatsan sana yanlış bir yol olduğunu da söyler.
    Ama ne zaman dinledim ki içimden geçenleri?
    Ne zaman insanların nasihatlarına boyun eğebildim ki?
    Çok gariptir ama nasihat dinlemeyi çok severim.
    Karşımdaki isterse binlerce kez aynı öğüdü söyleyip dursun,yine sıkılmam.
    Fakat kendi bildiğimi de yapmaya devam ederim.
    -Kendi bildiğim demeyelim buna aslında,
    daha çok belanın üstüne üstüne yürümek diyelim.

    -Geçmişe bakalım..
    Her zaman böyle olmadı mı?
    Üzüleceğini bile bile söylemedin mi?
    Kırılacağını bile bile görmedin mi?
    Sonunu gördüğün halde,
    'ya farklı olursa' demedin mi?

    Aklımda daha çok fikirler var.
    Ne yapacağımı,çözümün ne şekilde olacağını bilmiyorum.
    Bir yol daha var aslında,
    o da ölmek mi dersin deyip duygusallığa bağlanmayacağım,hayır.
    Bir hayali yol daha.

    -Şuan tek yapmam gereken zaman akıp giderken bunu en iyi şekilde değerlendirmek.
    Eylül,Ekim aylarında yine buraya gelip, OLMADI..
    Demek istemiyorum.

    -Ha bu arada ikinci dövmem yakın.
    Aslında harcamalarıma dikkat etseydim -bu hem para hem de zaman anlamında- şuan ikinci dövmemi yapmış olacaktım ama
    OLSUN..

    -Kararsız biriyim hem de çok fazla ama büyük ihtimal ikinci dövmem,
    Unfurl olacak.
    Tam olarak dört tane dövmem olacak eylül ayı geldiğinde.
    Birinci dövmem zaten, Yaşamın ucuna yolculuk.
    İkincisi Unfurl olacak.
    Üçüncüye henüz karar vermedim.
    Dördüncü ise zaferimin her anında yanımda olan,beni gülümseten nadir insanlardan olan Özer Aydoğan'ımın karikatürlerinden biri olacak.
    Hangi karikatür olduğunu da az çok kararlaştırdım gibi.
    Ama dördüncü dövme tee eylülde olacak belki o zamana kadar yine değişir kararım.

    -Öyle işte.
    -Yazmak güzelmiş,özlemişim.
    -Edebi yazıları bırakalı çok oldu,şuan sadece içimi dökme çabasındayım.

    -Şarkı yollamak isterdim ama youtube bende sıkıntı olmaya başladı.
    Dns zımbırtısını ve daha bir çok program yükledim ama olmadı.
    Boşverdim ben de.
    Bilgisayarımda arşivlik az mı şarkı var,hı?

    -Dinleyeyim,

    Mabel Matiz*Zaman..

    Bir yerden aşağı
    Çok aşağı düştüm
    Zaman
    Solgun sessiz gri bir koridordu.
    Orada çok üşüdüm
    Çok üşüdüm..


     
  15. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    Bu kadar kararsız biri olmamalıyım.
    Unfurl dövmesi başka bahara kaldı..
    Resim olsun dedim bu seferlik dövmem.
    Evet evet baya baya kararlıyım bu konuda.
    -Ne kadar tezatlık-
    İşte,resim olsun dedim bu sefer.
    Lan dedim ben Tim Burton filmlerini çok severim.
    Sonra aklıma jack skellington düştü.
    Neden olmasın dedim?

    Sağ bileğime,
    -sol bileğimi özer aydoğan karikatürü için sakladığım doğrudur,hani sol kol ya,hani kalp solda ya? Ahah olm ya kendi yazdığıma kendim güldüm,neyse-
    Bu tarz bir şey olacak. Ama köşesine bucasına kendime ait bir şey katacağım yine ilk dövmemde olduğu gibi.
    Belki yine bir sayı,belki ufak bir işaret bir şey olacak yine bana özgü.
    Ama kaba bir taslakla buna benzeyecek dövme.
    [​IMG]

    Öyle işte.
     
  16. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    Vay be. İlk kez,bak ciddi ciddi söylüyorum bunu ilk kez bir günlüğüm bu kadar uzun soluklu oldu.
    Pek çok şey yazdım kaç yıldır,günlük açtım kaç kere.
    Hep bir şekilde sildim.
    Nedeni şey olabilir,bazen söylememem gereken şeyleri yazarken buluyorum kendimi.
    Sonra kendim hakkında bu kadar ayrıntı vermek yanlış deyip siliyorum her şeyi.
    Sonra yine açıyorum konuyu,sonra yine siliyorum.
    Yok yok buradaki günlüğü silmeyeceğim.
    Üşeniyorum yazdıklarımı okumaya bile.
    Kalsın öyle.
    Yazıp geçiyorum artık,hiç okumuyorum.

    Neyse,
    bugün kardeşimin okulda toplantısı vardı.
    Ben gittim veli sıfatıyla.
    Liseli velet tabi,tam kanının kıpır kıpır kaynadığı delikanlı çağları.
    Sınav notlarından az çok bilgim vardı,
    hocalar geldi tek tek sınıfa.
    Matematik ve Geometri derslerinde zehir gibi olan çocuk tarih ve ingilizcede bildiğin yerlerde sürünmüş.
    Tarih notuna ise bildiğin g*tümle güldüm.
    12 nedir ya? 12 ya 12?
    Hem dersin adı tarih?
    Zaten ben hiç anlamam tarihten düşük alan insanı.
    Üniversite birinci sınıfımda bir sene tarih dersi almıştık.
    Bir sürü kişi kalmıştı o dersten.Ya hu zor değildi.
    Ki yakın tarih,Atatürk dönemleri.
    Nasıl kalıyorsun sen o dersten?
    Affetmem ben tarihini bilmeyen bir insanı.
    Kardeşimin de akşam kulağını bir güzel çekeceğim.

    Çok sıradan yazdım be.
    Aslında kulağını çekmem.
    Azarlamam da.
    Ya o değil de,bir hoca şey dedi,
    Telefonlar ellerinden düşmüyor,sakız ağızlarından düşmüyor,kızların el kol hareketleri,erkeklerin küfürleri durmuyor.
    Ulan dedim,ben liseden 2009da mezun oldum,hani çok eski zamanlarda değil.
    Ama küfür kullanmak bu zamanda daha çok yaygınlaştı.
    Birinin sırtını sıvazlarken bile küfür kullanabiliyoruz.
    Ha bu tamamen kötü bir şey mi?
    Bunu eleştirecek en son kişilerden biriyim.
    Ben de değiştim zamanla,ki ben arkadaşıma yanlışlıkla g.t deyince şakaya vurup 'enee g.t dedim çok ayıp' derdim kendi kendime.
    Tabi işin esprisi bu,yoksa dümdüz giden bir insanım.

    Ne diyordum?
    İşte gençler çok değişti canım.
    Lan yaşlandık sanki be.
    23 olmadım ama ben daha ya,Eylül'e girmedik ki sayılmaz 22yim hep,hep ama.
    22den sonrasını saymayacağım.
    Annem de hep 42 yaşındadır mesela.
    Daha sonrasını saymadık biz hiç.
    Babam da hep 52.
    Eskiden yaşımızı büyütmeye çalışırdık.
    Hiç unutmam,bu internete yeni yeni alıştığımız dönemler,ben lise 2 ya da 3e gidiyorum.
    Ama forumlarda falan arkadaşım olan insanlar hep üniversite öğrencileri.
    Sağlam muhabbetleri var tabi.
    Ama liseli velet damgası yemiştim maalesef.
    Hele bir de lise dört seneye çıktığı zaman piyango bana vurmuştu o sene.
    Ulan tam mezun olacağız son seneye geçtik derken hop lise dört seneye çıkmıştı.
    O forum arkadaşlarım üniversiteyi bitirdiğim zamanları bile göremedi.
    Yanarım yanarım ona yanarım akıllarında liseli velet olarak kaldığıma yanarım.

    Ne diyordum ben yine karıştı her şey.
    Kardeşim diyordum,çok gevezeymiş.
    Zaten sınıfın tümü gevezeymiş.
    Öğretmenleri bıktırmışlar bildiğin.
    Okullardaki yeni düzenlemeler nedeniyle konuşan çocuğu dışarı atmak suç.
    Tüm düzenlemeler çocukların yararına.
    Ama bunu çok kötü şekilde kullanıyorlar.
    Acıdım resmen öğretmenlere.

    Konular karıştı yine.
    Planlı ve düzgün yazardım ben be.
    Şimdi aklıma ne gelirse o şekilde yazıyorum.
    Aslında daha samimi duruyor gözümde böyle.
    Belki de bu yüzden silesim gelmiyor bu günlüğü.

    Değişik bir şey deneyeceğim.
    Şiir okumayı seven biriyim ben,-yazmayı uzun zaman önce bıraktım bi halta benzemiyordu çünkü yazdıklarım-
    buraya yazmaya her geldiğimde bir şairin şiirini paylaşacağım.
    Ama o güne özel bir şiir olacak.
    Günün sözü lafı vardır ya,heh işte günümü anlatan şiir olacak o da.
    Güzeldir şiir okumak.
    Şiir okuyan insandan zarar gelmez.
    Diye bir genelleme yapmak isterdim ama bin türlü insan var artık çevremizde.
    Büyük bir şaşkınlıkla izliyorum onları.
    İyi ki diyorum,
    iyi ki ben,benim.

    İlk şiirimiz,çok sevdiğim Ahmet Erhan'dan gelsin,

    Çözemediğim Bir Şeyler Var Hayatımda

    Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
    Sualtı gibi derinlerde sessizce bekleyen
    Dirensem, daha ne kadar direnebilirim artık
    Nereye kadar gidebilirim, gitsem?

    Aradığım nedir, o kentten bu kente?
    Adressiz yaşamak da sıkar insanı gün gelir
    Gider heyecanlar, istekler, gülümseyişler
    Yüreğimdeki denizin suları birden çekilir.

    Özleyip de vardığım her yerden, hemen kaçsam diyorum
    Ne aradığımı biliyorum, ne bulduğumu
    Bilmem neresinde yanıldım ben bu hayatın?
    Yüreğimi kabartan o sevinç, şimdi sonsuz bir acı oldu.

    Taşlar yığılmış önüne en güzel, en anlamlı duyguların
    Uçsuz bucaksız bir tüneldeyim ve her yanım karanlık
    Koluma giriyor bazı adamlar, bir şeyler söylüyorlar
    Kalıplaşmış, sıkıntı verici, güdük.


    Oysa acı diye bir şey var bu dünyada
    Ölüm var -ki yüreğimde bu boşluğu yaratan birazda odur.

    Yanıbaşımda ölüp gitti dostlarım, ben bakakaldım
    Gözyaşlarının da bir yerlere gömüldüğü görülmüş müdür?

    Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
    Sanki ilk benim duyduğum garip, anlatılmaz duygular

    Sürse daha ne kadar sürer bu, bilmiyorum
    Ölümü ve hayatı yanyana düşünmesini ne zaman öğrenir çocuklar?

    Ahmet Erhan

     
  17. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    Bir şarkı paylaşmamışım ayıp bana.

    Opeth-Bleak



    Opeth grubunun vokali ve söz yazarı olan Mikael bu şarkıyı yazmadan önce
    İbrahim Tatlıses'i dinleyip ondan etkilenerek yazdığını söylemişti.
    Dinleyesim geldi yeniden.
    Ulan nasıl etkilenmiş acaba diye düşünüyorum sabahtan beri,
    Şarkı sözlerine bakıyorum peki tatlıses havası değil.
    Neyse şarkı güzel sonuçta nokta.
     
  18. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    Onun şehrine geldim.
    Sevdiğim adamın peşinden.
    Pişman değilim,
    tamam kabul bazen pişman oldum çok ağladım.
    Ama sonra tutunduğum umutlarım vardı benim.
    Kim beni üzerse üzsün istediği kadar kırsa da bir şekilde umutla ayağa kalkmasını bildim.
    Yeni keşfettim bu huyumu aslında.
    Gülüp geçiyorum dertlere.
    Tamam kabul bazen üzülüyorum ağlıyorum en fazla bir gün sürüyor yankısı.
    Sonra geçiyor.
    Nasıl bu kadar yaşam enerjisine sahipsin diye sordu bir zamanlar canımı bile yoluna sereceğim şu an ise yüzüne boş boş baktığım adam,
    Bir hedefim var dedim çünkü. Ve gördüğün gibi o hedefime yaklaştığımı hissediyorum. Hissediyorum değil,yaklaştım.
    Yaşadığımı hissediyorum dedim.
    Sizin üzüldüğünüz saçma sapan şeylere gülerken buluyorum kendimi.
    Ufacık sorunlar için birbirinizi kırmanıza acıyarak bakıyorum.
    Ve yaşadığını hisseden insan her ne olursa olsun yıkılmaz.
    Dibi gördüm,
    Daha kötüsü olamaz dediğim zamanlar oldu.
    Tekrar tekrar aynı yoldan geçtim,tekrar tekrar yere düştüm.
    Şimdi yine aynı yolda ilerliyorum,farklı bir yol seçmiş değilim.
    Ama başkaları beni kırdığında kendime sarılabiliyorum.
    Kendi kendimin yaralarını sarabiliyorum.

    Buraya geldiğim için pişman değilim.
    Onunla dolu dolu bir zaman geçirdim,hala geçiriyorum.
    Ama tanıdım onu ve hayallerimdeki gibi olmadığını anladım.
    Ve vazgeçtim.
    Ben ondan vazgeçtim.
    Uğruna şehrimi değiştirdiğim adamdan vazgeçtim.
    Uğruna yapmadığım şey kalmayan,ilk sevgilim dediğim adamdan vazgeçtim.
    Şimdi beni yaralayan tek şey,bu şehrin her tarafında onunla bir anımın olması.
    Üst sokağa çıksam evi karşımda,
    Bir aşağı sokakta kiraz ağacının altında beni öptüğü an.
    Anılar bazen çok yaralayıcı olabiliyor.
    Yine de evet evet yine de iyi ki diyorum.
    Yaşadığım hiçbir şeyden pişman değilim.
    Yine olsa yine aynı şekilde davranırdım.
    Şu an yapacağım en doğru şey,ona hakettiği yaşamı dilemek.
    Bu beddua yerine geçebilir kimine göre,
    Peki ona göre?
    Sanırım bunu zaman gösterecek.
    Ben vazgeçtim.
    İlk kez,vazgeçmeyi seçtim.


     
  19. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    Yazmak isteyip yazamamak. Resmen cümleleri toparlayamıyorum. Yazıp yazıp sildim kaç kere. Biraz pratik yapmam lazım sanırım zira çok zaman oldu şöyle bir iç dökmeyeli.
    *Yaklaşık 3 hafta sonra bitiyor okul.. Gidiyorum Kütahya'dan.
    İlk kez bu kadar samimi konuşacağım,
    Bu bir senede çok şey yaşadım kütahya'da tamamen öğrenci olduğumu hissettim,dahası kendimi tanıdım. Yapabileceklerimi,sınırlarımı nasıl aştığımı gördüm.
    Ve şimdi diyorum ki zerre kadar pişman değilim hiçbir şeyden.
    Kendimi tanıdığım bir sene oldu bu. Yazmak içimden gelmiyor aslında ama bir zaman geçtikten sonra yazdıklarımı okumak hoşuma gidiyor. O yüzden bunu da bir not geçmek istedim.
    Her ne olursa olsun hayallerinizden vazgeçmeyin demek isterdim ama demeyeceğim. Çünkü çok farklı hayallerim vardı ama çok farklı şeyler oldu,şartlar diyelim,kadere dem vuralım sonra da iki tek atalım. -son tarafı tamamen kafiye şeysine yazdım-
    -Bugün Emrah'ın bana söylediği laf geldi aklıma,Alice'deki tavşanın lafı,
    -nereye gittiğini bilmiyorsan hangi yoldan gideceğin önemli değil.
    Kararsız biriyim bazen fazlasıyla. Ne gidebiliyorum ne de kalabiliyorum.
    Bugün iki tane kalp kırdım ve ben hiçbir şey olmamış gibi gelip omerta kastım. Amaçsız,hiçbir şey hissetmeden.
    Neyse arada gelip yazayım ben,sonradan okuması dedim ya hoşuma gidiyor,neymişim ne olmuşum demeyi seviyorum.
    -itiraf etmek gerek sen de bazen kötü birisin.
     
  20. Zeno

    Zeno <b>The shadow of the misery.</b>

    Katılım:
    18 Ocak 2012
    Mesaj:
    1,121
    Ödül Puanları:
    0
    Sözüm var sana yazacağım bir gün.
    Şimdilik unutmamak adına.

     

Bu Sayfayı Paylaş